28 Ekim, 2020

Bir insan düşünün okumadığı anlarda kendini eksik hisseden, ruhunu kelimeler dünyasında doyuramadığı anlarda saldırganlaşan bir insan. Basit bir hayat tarzını kendine reva gören ama ruh dünyasında neşterle gezen bir insan. Ben böyle insanları; hayatımın her alanında arkadaş, eş, dost… sıfatına neyi yüklerseniz yükleyin sizi her daim geliştirebilecek, ruhunuza huzur ve mutluluk verecek insanları hayatınıza dahil edin derim. Bu insanların, farkında olmadan kişiliklerinize ve hayatınıza katacaklarını siz dahi tahmin edemezsiniz. Vücudunuza sızan bir uyuşturucu misali (bazen anlık bazen kalıcı güzellikler olarak algılanabilecek bir güzellik). Öyle güzellikler katmış olurlar ki size; aldığınız dozun etkisiyle sarhoş bir kişiliğe bürünürsünüz. Uyuşturucu kelimesini kullanmak biraz eleştiriye açık olacak ama varsın olsun. Bazen bir şeyleri anlatabilmek için böylesi kelimelerden de yardım almamız gerekebiliyor diye düşünüyorum.
Evet size yazar bir dostumun raflarda yerini alan yeni kitabından bahsetmek istiyorum. Kendisi bulunduğu her yerde, varlığını; insanların ve çocukların gelişimine nasıl katkı sunabilirim ile yoğuran bir yazar. Kelime hazinesi, yeni eserini bizlerle buluştururken biz okuyucuları; bazen eleştiri dünyasına, bazen sorgu dünyasına, bazen de sevgi dünyasına taşıyor. Cümlelerdeki hakimiyeti kayıtsız şartsız kendisi taşırken, öz benliğimizdeki ve yaşam alanlarımızdaki hakimiyetin sahiplerine de iktidar tadını yaşatma fırsatı vermemizden bazen dem vuruyor bazen de yiğidin hakkını sahibine teslim ediyor.
Yazar Metin, huzursuz metinleri bizimle “Bisturi” kitabı ile buluşturuyor. Kitabı elinize aldığınızda sizi içine ister istemez çeken bir dil hazinesi ile buluşuyorsunuz. Kitabın bir yerinde şairlerin emekleri ile ilgili “Şiir insanı yakmalı; yakmıyorsa onu yırtmalı!” cümlesi bir yazarın da ortaya çıkardığı hazineye de şiir gibi bakmak gerektiğini hissettiriyor. Ben kitabı okurken hem kendimi çok aç, hem de çok susuz varsaydım. Günlük koşturmacalarımızın içinde ruh dünyamızı ne kadar yalnızlaştırdığımızı düşündüm.
Biz yurtdışında; garip, yurduna hasret; vatanına sevdiklerine duyduğu özlemle kavrulan bir kişilikle boğuşurken aslında bir tatlı huzurun da bünyemizde bizi içten içe beslediğini düşünmeye başladım. Gurbete düşen ve binbir türlü düşünce içerisinde vatan hasreti olmadan yaşayanlarla aramızdaki farkın; yaşam kaygılarımızın ayrıştığı fikrinde buluştuğunu düşünmeye başladım. Son yıllardaki teknolojik gelişmelere ayak uydururken yalnızlaşan insan yapımızın, aç bi aç, susuz kalmış beden misali kıvranırken bir şokla uyandırılması hissini bana tattıran arkadaşıma, dostuma binlerce teşekkür ediyorum bir okur olarak.
Günlük yaşamlarımızda aklımızı inzivaya çekmenin ne derece tehlikeli olduğunu bize hissettiren Metin Aydın’ın yeni kitabını elinize almanızı öneririm. Sayfalar arasında gezinirken şiddet sarmalının bizi sadece bedenlerde fiziki olarak bulmadığını, ruh dünyamızda da psikolojik baskı ile şiddetin taa içinde yaşadığımızı gösterecek kadar objektif bir yapıda buldum kendimi. Korku dünyamızdaki yaşadıklarımızın esiri haline gelmiş olmanın bizi kronik birer hasta tiplemesine bürüdüğünü düşünmeye başladım açıkçası.
Kısacası Metin Aydın’ın yeni kitabı “Bisturi”yi en kısa zamanda temin edip okumaya bakın derim. Beni bunca girintili çıkıntılı ruh haline bürüyen bu kitabın sizi de etkileyeceğini düşünüyorum.

Suzan Doğan

0 Yorum

Yorum Yaz

DUVAR

DUVAR

Ziyaretçi Defteri

  • Hiç İşte / 25 Mart 2019:
    Merhabalar, Hiç İşte olarak mesajlarınızı bekliyoruz. »

bizi takip et

INSTAGRAM