31 Ekim, 2020

Harfler soyunmuş yeni bir cennetin kokusuna

İsminden sonra gelen hiçbir heceye yüz çevirmiyor

Ellerin bu yeni cennete yasal elmalar taşıyor

Derimin içinde çürüyen sessizlik 

Yeryüzünde bir baş ağrısı başlatıyor

Kovulmuşuz aynı hikâyenin iki şehrinde

Aynı ağızdan nefes aldıkça küçülen İki insan

Ağzımız kayboluyor zamanın bozuk sularında

Kendisinden başkası olmayan toprağı da irkiltiyoruz

Sarıyoruz bir çiçeğin gövdesini hüzünlü dudaklarımızla

Ağzımız kurudukça kelebeğin ömrüyle öpüyoruz bir avuç toprağı

Ölüm yorulmuş artık eski suya çağrılmaktan

Suyun uykusunda bir çocuk

Çölüne kavuşmuş çocuğun da uykusunda bir ana

Artık yaşadığımız sırra

Yaşayamadıklarımız da sırrın göbeğine çekiliyor

Kulaklarımız sağır bir yelkene boyanmış gibi kaskatı

Mavi bir sırra bahçeler konduruyor baba

Ölümü dilsiz nefesiyle çağırıyor anne

Kendine dönüşüyor bütün sırlar

Suyun üstündeki resme dokunmuyor tanrı

Isır ellerinle taşıdığın bütün yazgıları

Taşında bir sırrı vardır çatladığında üzerine tarih yazılır

Geriye dön ve seslen kaderin seçilmemiş çocuklarına

Bir inceliği saklıyor gibi gözleri simsiyah mermerlerle kaplı

Dağların kızıl serinliği henüz kirli seslere bulaşmamış

İnandım eski sözcüklerle gelen varlığımın tortusuna

Kabukları soğumuş yarayı uyuşturan o sözcükler

Bizi aynı hendeğe bağlayan duaların bekçileri

Kapanmayan bir kapıdan içeri asmışlar beni

Kendini ruhumun kaburgası sanmış

İnanmamış ağzımızla ısırdım elmayı

Söyle ellerimin sancılı varlığı

Böyle bir yaraya hiç “hiçlik” sığar mı?

Turan Aydan

0 Yorum

Yorum Yaz

DUVAR

DUVAR

Ziyaretçi Defteri

  • Hiç İşte / 25 Mart 2019:
    Merhabalar, Hiç İşte olarak mesajlarınızı bekliyoruz. »

bizi takip et

INSTAGRAM