28 Ekim, 2020

          Doç.Dr.Dilek Kurt

*Yazarımızın daha önce Cumhuriyet gazetesinde yayımlanmış bir yazısıdır

Her insan bir dünyadır.  Ve hiç kimsenin, sırf kendi çıkarlarına uymuyor diye o dünyayı paramparça etme hakkı yoktur. Tarih sahnesinde acı sonuçlarına yüzlerce kez katlanılsa da, insanoğlu ezmekten, sömürmekten, taciz etmekten, baskı ile sindirmekten, asimile etmekten, atom bombası patlatmaktan, nükleer enerji yaymaktan,  olmadı gaz odalarına atmaktan, fırınlarda yakmaktan vazgeçmiyor.

Kardeşinizi pişirip yemediğiniz kaldı bir tek!

Devlet Tiyatrosunun çok özel dokuya sahip bir sahnesinde, Üsküdar Tekel Sahnesinde, bu yılın çok özel oyunlarından birinin “Annemin Cesareti”nin galasına katıldım. Oyun Nesrin Kazankaya tarafından çevrilip sahneye konmuş.  Oyunun yazarı, Macar asıllı İngiliz vatandaşı, gerçek bir “yabancı”: George Tabori. “Bir yazar, her yerde yabancı olmalıdır” der Tabori, “nerede yaşarsa yaşasın”. Bir bakıma  Barthes’ın“yazar yalnızdır, ayrılmıştır”  sözcüklerinin kardeşleridir onun bu sözleri.

Almanlarla Yahudiler arasındaki ilişkilerin korkunç tarihini anlatırken mizah ve ironi kullanımındaki cesareti ile “Büchner”ödülü alan bu modern tiyatronun şahsına münhasır yazarı, Gazeteci Cornelius Tabori’nin oğludur. Babası tarafından, ‘Macaristan’da okuyucudan çok yazar olduğu’ gerekçesiyle,  Berlin’e otelcilik okumaya gönderilir. Ancak bir yıl sonra Hitler iktidara gelir ve Tabori  “Berlin ikimiz için fazla küçük” diyerek Londra’ya gider ve İngiliz vatandaşlığına geçer. Gazetecilik, yazarlık, Alfred Hitchcock  gibi pek çok önemli yönetmene senaristlik yapan Tabori, Bertold Brecht ile yolları kesişince tiyatroya sevdalanır. Kendine özgü mizahi tarzıyla hayatındaki bu dönemeci şöyle açıklar; “Brecht,  roman yazmayı bırakıp tiyatroya kapılmamı sağladı. Bunun için ona teşekkür ve lanet ediyorum”. Bu önemli tiyatro yazarı ve yönetmeni, “Annemin Cesareti” adlı oyununda 1944 yılının Budapeşte’sinde, kız kardeşini ziyaret etmek için evinden çıkan bir kadının Yahudi olduğu gerekçesiyle, toplama kampına gönderilme ve oradan kurtuluş sürecini anlatır. Yer yer ironik, yer yer grotesk ögelerle bezeli anlatımında bu kadının-annesinin gerçek öyküsünü bizlerle paylaşmaktadır. Tabori’nin babası, 1944 yılında Auschwitz Toplama Kampında öldürülmüştür. 

“Annemin Cesareti”, dans ve dram sanatının iç içe geçtiği bir oyun. Yönetmen Nesrin Kazankaya, Tabori’nin yazar ve yönetmen olarak uyguladığı içyoğunlaşma ve içdüşünme tarzlarına uyumlu bir reji anlajışı geliştirmiş. Yönetmen olarak kurduğu anlatım dili, oyunun zengin anlatım olanaklarını doğru algıladığını gösteriyor zira Tabori oyunları sahnelemek, göründüğü kadar kolay değildir. Kazankaya, hakkını vererek hem görsel hem metne dayalı bir anlatımı dengelemeyi başarmış. Müzik seçimleri etkileyici ve anlatıma hizmet edecek şekilde yapılmış.

Oyunun önemli çıkış noktalarından biri şu replikte :“Hiç kimse herkes değildir, her insan bir bireydir.”  Özgür birey ancak kendisi olabilir. Ancak birey, bütüne uyum sağlama sürecinde neler yaşar? Hugo, “grotesk, bütünün insanla artık uzlaşmadığı yerde başlar” diyerek, bize tehlikenin sarı ışıklarını yakıp söndürmektedir. İşte oyunda da yönetmen bunu çeşitli insan hallerinin en öz en çarpıcı fotoğraf karelerini göstererek yapıyor ki bunlardan biri toplama kampındakilerin çamaşırlarıyla kaldıkları ölüm öncesi son anları. Eşzamanlılık rejide gayet pratik biçimde kullanılmış. Oyuncular da bu görevin altından başarıyla kalkıyorlar, özellikle, Ozan Ayhan, Utku Güneş, Eda Yapanar  ve Can Yılmaz’ı gerek psikodinamik oyunculuk performansları, gerek rolden role geçişleri, gerekse sadece mimikleriyle tüm duyguları aktarmaları gereken sahnelerde bunu çok akıcı bir biçimde yapmaları açısından kutluyorum. Ayrıca Su Güneş Mıhladız ve  Melis Baykal’ı danslarda özellikle başarılı buldum. Anne rolünde deneyimli oyuncu Serpil Tamur beden oyunculuğu açısından başarılı olsa da konuşma stili Tabori oyunu için oldukça yapay kalıyordu, bunun çözülmesi oyunun daha keyifle izlenmesine olanak sağlayacaktır.

Oyunun başarılı dekor tasarımı Şirin Dağtekin’e ait. Oyunun anlatım stiliyle bütünleşen ışık tasarımı Önder Arık’a ait. Hareket ve dans düzeni için Erdinç Anaz ve Çiğdem Agas’ı özellikle tebrik etmek istiyorum. Dramaturg Şafak Eruyar ve Vokal çalıştırıcısı Ezgi Kasapoğlu’nun da isimlerini bu başarılı çalışma içinde anmalıyım.

Cesur ölüler, cesaretle kutsanan ölü bedenler, çarpıcı ve estetik bir anlatımla sizi Tabori’nin dünyasına götürüyor. Bu pek çok ödül alacak çalışmayı, mutlaka izleyin!

0 Yorum

Yorum Yaz

DUVAR

DUVAR

Ziyaretçi Defteri

  • Hiç İşte / 25 Mart 2019:
    Merhabalar, Hiç İşte olarak mesajlarınızı bekliyoruz. »

bizi takip et

INSTAGRAM