28 Ekim, 2020

Grafiti bir çeşit anlatım biçimi. Bunun sanatla öznel olarak da şiirle ilişkisinin ne olduğu, hattâ olup olmadığı da tartışmalı. O halde ilkin üzerinde durmamız gereken, grafitinin bir anlatım biçimi olmasının ardındaki öznellikler olmalı.

            Grafiti kendine özgü uzamını yaratmış değişik bir “dil” bana göre. Bu dilin ana kaynağının, diğer bir deyişle başlangıç noktasının, yazının icadından çok öncelere, mağara resimlerine kadar dayandığını söylemek mümkün. Mağara resimleri, ilkel kabilelere ait bir kültürün ürünü. Bu resimleri yapanların, sanat kaygısını içlerinde barındırıp barındırmadığını bilmiyoruz. Ama bu resimlerin ciddi bir stilizasyon ve soyutlama taşıdıkları da tartışılmaz.

Bu resimlerin gerek bireysellik, gerek toplumsallık anlamında işlevleri vardı. Bir çeşit “yazı imalı resim” olarak haber vermenin yanı sıra mistik göndermeler taşıyorlardı. Dinsel ve büyüsel anlamlar içeriyorlardı. Bir çeşit analoji ile tinsel geçişim ve coşkunun yaratım ve ifade aracıydılar.  Bu çizgisel formlar metinsel imalar da taşıyorlardı. Bu imalar kavram ifade etmelerinin yanı sıra kavram üretendiler de büyük bir olasılıkla.

Çünkü soyut resim ya da şekiller bir tür metin olarak işaretlerle, çağrışımlarla yüklüdür. O nedenle zihinsel uzayın her yerinde sonsuz biçimde varlık kazanabilir. Beklentinin akıldaki izdüşümlerinde bir kartezyen olarak can bulur. Böylece de sosyal yaşamdaki siyasayı harekete geçirir.

            Günümüzde ise, duvar yazılarında, animasyonlarda ve sosyal yaşamın içinde her yerde karşımıza çıkan grafiti; işaretin, şekillerin, çizgilerin ve yazının bireşimi olarak sürmekte. Bu anlamda el yazması kitapları da çağrıştırıyor. Bu kitaplara, yazarının ruh göçünün bir türü olarak da bakılabilir. Okuma yazmanın kıt olduğu bir dünyada bu el yazmaları simyasal ve gizil amaçlar için de kullanılmıştı. Bir anlamda büyüye giden bir yol ve günümüz dünyasında izleri kaybolan bir yol. Cangılda yok olan bir güzellik.

              Grafitiye dönersek; Bu üretim, görsel imlerin, yazının ve konuşma dilinin arasında yer alan özel bir bölgede yer aldığı gibi, resmin ve yazının arasında da özel bir bölgede yaşar. Metne saygıyı ve aynı anda açık bir düşmanlığı birlikte ifade ederek… Bunu da resmi ve sözcükleri yıpratarak gerçekleştirir. Sözcükleri, resmi, şiiri, tipografyayı açıkça kullanır ve sömürür. Söz konusu olan, salt görsel bir oyundur belki de.

Grafitide sözcükler genellikle boşboğaz bir metnin olası izlerinden gider. Doğrudan hedef gözetilmiştir üretim aşamasında. Burada her yazı somut bir göstergedir. Bu gösterge özel hissedilen özel bir nesneye dönüşür. Semiyotik bir değiş-tokuşun içindeki niyete odaklanmış bir somutluktur bu. Buna karşın gerilim yaratabilir, açılabilir, kapanabilir.

Çünkü metnin içindeki düşünce kuşkusuz ki, her zaman bir durumun parçasıdır. Tipografya sanatının kuralları içinde devinir ama, ciddi farklılıklar da gösterir. Tipografya uzun süre yaşar. Daha soyut bir bölgesi vardır ve standart yazı tiplerini, insan zihninin sanatsal bölgesinde karşılığı olan göstergeleri kullanır. Grafitide ise yazı tipleri de çizgi ve şekiller de düzensizdir.

Yaşadığımız çağ, sayısız bulanık resim, metin ve şeylerin, binlerce kez kesişme ve birbirini yiyerek yok etme alanı oldu. Grafiti, diğer bir tanımla, duvar yazıları da bu şiddetten nasibini aldı.

Değişmekte olan kültürün, yazınsal dilin, alışılmış dünyanın yeniden yaratılıp biçimlendirilmesinde sanatın işlevselliği tartışılmaz. Ama ya grafiti? Bu değişim sürecinde grafitinin de rolü olabilir mi? Bu sorunun yanıtını ararken, grafitinin neliği hakkında biraz daha düşünmekte yarar görüyorum.

Belki de grafiti, değişmekte olan kültürel yapının, yazınsal dilin ve dünyanın yok edilip yeniden yaratılma sürecinde, otoriteye karşı bir ima, bir ortak tasarım kültürünün üretim biçimi ya da öğesidir. Öyle bir kültürel öğe ki, hem var olanla bütünleşiyor, hem de onunla dalga geçerek ona kafa tutuyor. Çünkü asıl var olma nedeni otoritenin varlığı ve gücü. Grafiti de varlık nedenini ve gücünü otoriteye karşı çıkışından alıyor. Özellikle bugün Grafiti, duvarların içine sıkışan insanoğlunun kendi varlığını kendine kanıtlamak için attığı bir çığlık. Yok sayılmaya bir karşı duruş. Alt kültürün isyanı.  Ama şu gerçek ki, grafiti ya da duvar yazıları, hepsinden çok avangard ideolojinin konuşlandırdığı bir olgu. Sistematik bir parçalanma, çünkü grafitinin içeriğinde çoğunlukla da dilin parçalanıp ayrışmasıdır yaşanan. Sormak gerekmiyor mu; Grafiti bu sürecin karşı koyanı mı, besleyeni mi? 

Bırakın grafitiyi,  en azından, kısaltılmış telefon mesajlarını  düşündüğümüzde, dili nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya olduğunu daha kolay kavrayabiliriz. (şimdi Pascha Cafe geliyor aklıma Kadıköy’deki)

Bir görüşe göre; Ortam suç olmadan anlaşılmazdır. Çünkü ortamın kendisi suçtur. Grafitinin asıl uyarısı da burada odaklanır. Ama bunu yaparken de otoriteden ve suç ortamından kendine bir yer talep eder. Varlığına bir yer açmayı hedefler.

Peki, grafiti bir şiir türü müdür?  Ya da, şiir (modern şiir)  ve grafiti arasında benzerliklerin dışında ayrımlar neler olabilir?

Günümüzdeki grafiti salt metnin uzağındadır. Mekanik olarak argoyu, çeşitli lehçelerin basit formlarını kullanır.  Ya da argoda kullanılan özel kodların alanına yakın bir tarzı.

Şiirse inceltilmiş bir dilin en seçkin biçimde kullanıldığı bir alandır.

Grafiti geçiciliği, kayıp gidecek olanı imler. Gelecekle ilgili kaygılar içermez. Var olanı imler, eleştirir, gereğinde dalgasını geçer ve sahneden çekilir.

Şiir kalıcılığı, etik ve estetik değerlerin yok olup gidişine karşı bir uyarıcılığı, yeni ve gerekli insani değerlerin yeni üretimine katkıda bulunmayı hedefler. . ideal insan figürünün yaratımındaki işlevi yerine getirebilmek kaygısını taşır

Grafitinin işlevselliği belirli ve sınırlı bir heyecan, geçici bir coşku yaratarak an içinde yerini almaktır.

Şiir ise geçici olanla uğraşmaz, hep var olması gerekenin peşinden koşar. Geçici olan, şiirde sadece şiirin içinde bir motif olarak ve şiirin izin verdiği ölçüde yer alabilir

Grafiti, acele bir “yeniden üretim”dir. Bir çırpıda diyeceğini der ve çekilir.

Şiir ise tam tersi. Üretimi hayli güçtür. Pek çok enstrümanın bir arada ve birlikte tek bir notaya odaklanması ve  uyumla çalışması gerekir.

Grafiti, gündelik sözcüklerin reklam jargonuyla uzlaşmasıdır bir anlamda. Şekillerden, çizgilerden yararlanır ama temel olarak söze dayanır. Ama sınırlı bir çağrışım gücü vardır.

Şiirse dilin köpürtülmesi, söylenmemişin söylenmesi, ya da söylenmişin yeniden ama söylenmemiş bir biçimde söylenmesidir.

Grafiti, yazanı ile alıcısı arasında somut bir alış verişe yarar.

Şiir somuttan soyuta, soyuttan yine soyuta göçüşmesidir söylenenin. Yazarı ile okuru arasındaki iletişimde, bütün bu süreçlerden tek tek ve sürçmeden geçilerek şiire varılabilir ancak.

Grafiti genelde bir alt kültür ürünü ve taşıyıcısıdır. Estetik kaygılardan uzak, çalakalem, popüler kültüre teşne, kestirmedendir.

Şiir ise üst kültüre hitabeder, çünkü kolayca alımlanamaz. Alıcıdan belirli bir kültür birikimi talep eder. Ve kesinlikle estetik bir üretimdir.

Grafiti, bir çeşit ideolojik okumayı çağırır. Çünkü amaç olabildiğince anlaşılır olmaktır. Gösteren de doğrudan yer alır üründe gösterilen de…

Şiirde ise gösterilene varabilmek için hayli karmaşık ve zahmetli bir yol vardır okurun önünde. Bunun nedeni de şiirdeki derin yapıdır. Yüzeysel anlamda takılıp kalan okur, şiiri okuyamamış demektir. O nedenle de gösteren ve gösterilen arasındaki ilşki hiçbir zaman doğrudan bir ilişki değildir.

Grafitinin genellikle üreteni bilinmez. Alanı ise sokaklardaki duvarlar da olabilir, bir tuvalet kapısının iç yüzü de…

Şiirde ise, her gerçek şairin kendi sesi, kendi sözcükleri, imge yapısı, söylem biçimi vardır ve kendine özgüdür. Öyle ki, Şiirin altında isim yoksa da kime ait olduğu kolayca tahmin edilebilir.

Alanı ise, nereye yazılırsa yazılsın, insan zihninin harekete geçmeyi bekleyen atıl hücreleridir genellikle.

Metnin bir biçimde yorumlanışı sunduğu olasılıklardan sadece birini açımlar. Oysa metin içsel olarak pek çok mümkünü içinde barındırmaktadır. Grafitinin şiirle kesişme noktası işte bu, olasılıkların varlığından kaynaklanır. Çünkü her ikisi de imlerle ve mümkünlerle tek ve biricik olarak ortaya çıkarlar. Bundan sonra ise, ayrı özellikleri ve öznellikleri nedeniyle ayrışırlar. Şiir acımasızca sözcüklerin çağrışım gücünü yüklenmesine dayanırken, grafiti içeriğini sözcüklerin yanı sıra şekillerle, çizgilerle destekler. Şiire oranla alımlanması, anlaşılması çok daha kolaydır. Grafiti daha çok biçimselliğinden (görselliğinden) alır gücünü.

Şiir ise görselliğinin ve yüzeysel anlamının yanı sıra asıl derin yapısına sinmiş olan sıçrayışlardan.

Şiiri yaşayan bir canlı, bir varlık olarak görürsek, unsurlarından biri eksildiğinde ,bir sözcük eksiltildiğinde ya da yeri değiştirildiğinde, her şiirin öznel olarak kendi içeriğinde var olan öğelerinden biri ya da bir kısmından vazgeçtiğinizde- uyak, ölçü, noktalama işaretleri, aliterasyon vb…- şiirin sunduğu olanakların birinden, bir kısmından ya da tümünden vazgeçmiş olursunuz. Çünkü şiir tüm öğeleriyle bütündür. Bir bütünlüktür. Şiirdeki metin bu nedenle fiziksel olduğu kadar tinseldir de. Okurundan ciddi bir emek ve çaba ister. Çünkü üretim sürecinde olağanüstü bir çaba, bilgi, yoğunluk…vb…istemiş ve almıştır. O nedenle de okurun niteliğini ve emeğini hak eder.

Ayrıca şiirde baskın olan ve grafitiden ayrık düşüren yanlarından biri de sözcüklerin bir araya getirilişinden sızan ezgisel tını ve ses/ müzik öğesidir.

Grafiti daha çok biçimiyle (görsel etkisiyle) vardır. Dilin yükseltilmesi, inceltilmesi gibi bir sorunu ise hiç yoktur. O dil kaygısı ki, önce şairleri yola sürer. Oysa günümüzde var olan her şeye olduğu gibi, dile de üstü örtük ya da üstü açık bir saldırı söz konusu. Grafiti  belki de dilin kendine yönelttiği açık bir eleştiri. Ya da duvarın ve sprey boyanın fiziksel varlığının ansızın vurgulanışı.  Sözcükler duvarla bütünleşir, onun kanına karışır ve görünür kılar. Ya da tam tersi, sıvılaştırarak bütünüyle görünmez kılar. Tıpkı kendisine dayatılanın içinde eriyen insan gibi…

Son söz olarak; Grafiti; belki klasik anlamda sanatsal bir üretim sayılamayabilir. Bir tür şiir olduğunu söylemek ise hiç mümkün değil. Ama, yine de grafiti konuşan bir insan, verilmiş bir emek, açık bir kafa tutuş, var olana müdahale isteği.

Belki de adını koymak gerek;

İnsanlık olarak, her alanda inanılmaz bir yozlaşma giderek de bir yok oluş süreci yaşamaktayız. Öyleyse, sesimiz hangi çığlığa yetiyorsa oradan haykırmamız gerekmiyor mu?

0 Yorum

Yorum Yaz

DUVAR

DUVAR

Ziyaretçi Defteri

  • Hiç İşte / 25 Mart 2019:
    Merhabalar, Hiç İşte olarak mesajlarınızı bekliyoruz. »

bizi takip et

INSTAGRAM