23 Ekim, 2020

sözcüklerin isyanı, yapışkan bir geçmiş-yabancı bir gelecek karşısında mistik bir trajediye dönüşür. insanın doğasındaki isyanın trajedisiyle örtüşen bir değerdir bu. sözcüğün özgürleşmesi, imgeleşmesidir aynı zamanda. kutsanmış anların ritimle örtüştüğü dil, şiirin dilidir.

dayatılmış dilin kontratını fesheden şair, sözcük oyunlarına gelmez. imgelerdir şiiri sözcük oyununa dönüştüren… şiirde içtenlik dediğimiz şeyi de burada ararız zaten.

peki bu içtenlik şairi neye mecbur kılar?

sözcükler arasındaki kan bağının kurulmasına mı? elbette. ancak o zaman şiirde imge, sözcükler arasında kurulan kan bağında, zan altında kalmaz.

her imge gerçekliği yansıttığı kadar, onu karikatürize edip, gizleme işlevine de sahiptir. bu, imgenin aldatıcı olduğu ya da gerçekle bağı olmadığı anlamına gelmemeli. esas olan, şiirin kurmaca olmadığını anlatabilmektir. kurmaca derken, şiirin bilinen ve görünenin resmi olamayacağı anlamındadır. imge şiirde zamanı durdurur ve o şiiri her okuyuşta zamanın akışını yeniden başlatır. şiirin hangi zamanda durduğu, hangi zamanla çatıştığı yine imgeye bağlıdır.

ilkel “ben”in kullanıldığı, daha doğrusu öne çıkarıldığı şiirlerde imgenin kapalılığı söz konusudur. bu anlamda ilkel “ben”in imgeye taşınması da bir anlamda mümkün değildir. çünkü imge, ilk “ben”in yıkılışı üzerine kurulur.

sözcük yeterince imge mi?!

salih aydemir

0 Yorum

Yorum Yaz

DUVAR

DUVAR

Ziyaretçi Defteri

  • Hiç İşte / 25 Mart 2019:
    Merhabalar, Hiç İşte olarak mesajlarınızı bekliyoruz. »

bizi takip et

INSTAGRAM