23 Ekim, 2020

bıçağı yaladım; bilendi

kestim domatesleri

dokundum uçlarına çimen yapraklarının

dilim dilim kızarttım ekmekleri

perdeleri açtım sen daha açmadan gözlerini

birkaç damla yağmur suyu içtim

toprağı kazdım saçlarımı taradım

aynaya ve kuma adını yazdım

bir rüya uydurdum

uyandığında anlatırım

hiçten başka bir dünyaya 

açılan bütün kapıları tek tek açtım

anadan doğma adamdım; zeytini köpürttüm

ölmez ağacının kabuklarına aşk yazdım uzun öptüm

uçurumdan akşamın külüne bakan

sanki seni gördüm; ürperdim

ateşle yatıştırdım kara çalılıkları

şahikada kahinlerin yazısıydı duman

o vakitler ben uçardım…sanırdım

kanat hareketlerimden doğdu albatroslar

annem işe giderdi

beyaz el çantasında ömrünün derdi

ağır yürür az alırdım

annem beni uzun severdi

   –  uzun sevmesini öğreten 

      anneler güzel güler –

ağlamaya sus öpücüğü; armağandı

gülüşüm annemden geçti

giderken; ölümün bir manası yok

hayatı aklında tut, dedi annem

ben o’nu tanırken tanımazdı tanrı beni

sonra beş vakit şarap içtim

kıymetini bildim tenekenin

ezdim yalanı

sen aşk isterdin ben bilincine ererdim

tenim acıya çalardı öptüğünde pembeleşirdim

sonra suda yaprak yaprakta toz

tozun içinde rüzgar nefesinde zamandım

aşk için kelebek kanatları takındım

pul pul incindim…

her istasyonda durmazdı hakikat

bir düşten uyandırıp gecenin üçünde

istasyon caddesinde

uçsuz bucaksız akıp giden bir manzarayı düşün

kapat gözlerini, dedin, öpüştün benimle

bütün zamanlar içimden geçti

hakikat mi hakikat bu öpüşmenin süsü

gel; dünyanın tüm evlerinden kaçalım

ormanın gözüne gidelim

dizlerimiz değsin birbirine

bağdaş kurup oturalım

sevişmeyelim; yeni bir hakikat bulmadan

beklesin kıvılcımların içinde beklesin

rüzgarla dans ede ede bizden doğacak olan

uyandın; bir miktar daha esnedi zaman

kemikleri çıtırdadı saatin

bir kiraz böceği geçti aynanın önünden

öyle kendiliğinden uçup gitti martı

tüy kalem, parmak ucu, ten ve coğrafya

sanki her şey senin

yalınayak yürüyüşüne benziyordu

ya da bu aşkın bir alışkanlığıydı

annesini emen bebek kadar annesine hayran

sürekli hayal içinde sürekli sarhoş

bir sonu olmazdı seni anlatmanın

bir sonum olmasaydı

yağmur damlaları camdan süzülür

nehirler denizlere, trenler o yerlere gider

rüzgar yuvarlanır dağlardan

içkapılardan dışkapılara, avlulardan çayırlara

düzenek, ahenk ve an…

bu yüz direkli gemi

doğum çukurundan bütün olası dünyalara

sevgilim zaman biraz daha zaman

baht     tenekimi / sonuyoksenianlatmanın

Bahtiyar Kaymak


0 Yorum

Yorum Yaz

DUVAR

DUVAR

Ziyaretçi Defteri

  • Hiç İşte / 25 Mart 2019:
    Merhabalar, Hiç İşte olarak mesajlarınızı bekliyoruz. »

bizi takip et

INSTAGRAM