8 Temmuz, 2020


” Nereye gideceğini bilmek demek sonunu bilmek demektir. “

                                                                                      Bir Kızılderili Sözü

Denizköpüğünü çağrıştırdığı için malzeme olarak mermer seçilecek, renkse kirli beyaz olacak. Öne sürdüğü şart bu ya da konu kapatılacaktı. 

Ama iş bitiminde, gerçeğinden tamamen farksız hatta kimi yönden ondan daha üstün olacak bir suret, görünüş vaat etmişti yontucu. Ve heykel görkemiyle insanları efsunlayacak, pek çok kişi uzak yerde olsalar da onu görmeye koşacaklardı, sözü sözdü. 

O sıra aklından geçenler bilinmiyor. Öğrenmek isterdim ama yazık ki arşivler buna dair kayıt tutmamış. Yüce amaç, kişisel beklentiler belki her ikisinin birden etkili olduğu bir ruh haliyle karar vermişti adam, bunun pek de önemi yok aslında. 

Fakat yonttuğu Afrodit heykeli o günden bu güne dipdiri, gerçek bir şaheser olarak sergileniyor. Düşünüyorum da hırsı, yontucunun dillere destan o becerisi olmasa acaba biz şimdi ne konuşuyor olacaktık? 

Dinlemeyi seversin, biliyorum ve hoşuma gidiyor bu ama canını sıkmak da istemem. Anlaşılan gece yine ağırlığıyla sınayacak bizi. Ve sen, nasıl söylesem? Onca zaman, evet yanlız göz açıp kapama kısalığında bir uyanıklığa hasretken, şu anlattıklarıma bak! Hâlbuki sana kendimizden söz etmeliyim. 

Sabahları yine balkonda oluyorum, güneşin ufka yayılışını, renklerin ışıl ışıl canlanıp uyanışını güzelce görebileyim diye. Renklerden kendini ilk bulana gün ışığının ödül olarak hemen oracıkta bir yaşam öpücüğü sunduğuna tanık oluyorum. Renk renk cümbüş, doğa bize eşsiz bir serenat yapıyor aslında.

Diğer yüzde ise kıyım var, ben böyle düşünüyorum.

Işık deyince bak ne geldi aklıma, tanıştırıldığımız günü hatırlarsın, sana ‘nasılsın ‘ diyebilmek için fırsat kolluyordum. Elini sıkıp karanfil yerine bir demet yasemin uzatacaktım. Arkamda garson. Ve tepsidekiler, içindekiler olduğu gibi yan masadakilerin üstüne… Ha, ha, ha. Adamcağız donup kalmıştı öylece . Ellerini yüzüne kapamıştın, unutmadın değil mi? Çok gülmüştün buna. İşte o zaman ışıl ışıldın, yüzünde dolaşan billurumsu saf ışımalar. Gözlerim kamaşmıştı.

Afrodit belki tam böyle bir şey. Gün ışığıyla girişilen oynaşmanın zihinlerde tetiklediği bir düşün ortak adı. O nedenle herkesin Afrodit’ i kendine diyorum. Düşü kadar, düş olduğunu aklına hiç getiremediği kadar bir Afrodit bu. Ve artık hatırlamadığımız, üzerinden asırlar geçtiği için unuttuğumuz gerçek bir suretin yontusu da asla olamadı hiçbir zaman.

Ama yaşıyor. Ve iyi ki o şekliyle zihnimizde var yoksa ölümlü suretlerin peşine takılıp kalacak, yaşama, güzelliğe açılan hiçbir geçite ulaşamayacaktık. Biri için ve yalnız bir dönem için beğenilip yüceltilen ne varsa bu sonrakilere hep düş kırıklığı yaşatacaktı. 

Seninle ikimiz o yanılgıya hiç düşmedik tatlım, değil mi? Bundan emin ol . Ben hep yanındaydım. Dün nasıl öyleyse ki sen bilirdin bu uzakta kalmaları. Biricik eşim, oğlumuzun geleceği için çalışmalarım, bu inançla kendimizi avuturken çekilen acılar… Evet, o sıralar yüreğim eve döneceğim günün özlemiyle dolu olurdu, inan. Bugün de, işte bak yine yanındayım. Hem bir daha ayrılmamak üzere. 

Bağlar birer birer kopuyor dışarıyla. İlk, işimle olan bağı kesmeliydim, öyle de yaptım. Sıra hısım akraba, dostlarda. Çünkü sadece yanında olmalı, gözüm gibi bakmalıyım sana ve oğlumuza. Anlayış göstereceklerdir. Gücenmeyeceklerdir.

Biliyor musun? Okulu bitiyor. Dur, asıl haberi şimdi veriyorum, oğlun artık bir şampiyon! Gurur duyabilirsin ama endişelenme ben ikimiz adına da kucaklayıp bir güzel sarıldım ona, yarışlarda kimsenin öne geçmesine izin vermedi diye. 

Yürekli, cesur, gözü pek bir çocuk. İçim rahat . Ve sağlığı yerinde, şükür. Korkulacak hiçbir belirti göremedik şimdiye dek… 

Beni dinlerken aklından neler geçiyor bilmiyorum ama şu Afrodit ve yontucu hakkında anlatacaklarıma devam etmeliyim, henüz bitirmedim çünkü . 

Adam diyorum, iş tüm ağırlığıyla omuzlarına yüklenmişken kirli beyazda acaba niçin bu kadar ısrar etti? Usta olan yalnız baş döndürücü bir etki için bunca güçlüğe katlanır mı? Hımmm , ne dersin ? Hem mermer öyle yerüstünde kendiliğinden biten şey değil ki . Bunun için eli kazmalı kürekli pek çok adamın yerin aşağılarına, dibe doğru, mermere ulaşacak sayısız koridor açması gerekir. Ve bulunanlar önce günün teknolojisiyle işlenecek. Mermer orada dilim dilim kesilip biçilecek. Sonra denizköpüğü kirliliğinde olacak renk için damar damar onca blok arasında gezilecek. Yalnız sabahtan akşama kadar eli boş dolaşıp geri dönmekte var . Belki günler, haftalar boyu süren yeni kazılara girişilecektir. Sabırlı olmak gerek biraz. Haklıyım ama , değil mi ? 

İnançla yürür işler . Kararlılıkla hedefe ulaşır. Evet, bu hep böyledir, değişmez kural. Ama bırakılan her miras sonraki kuşaklarca tartışılma riski taşısa da söz söylemenin etkili başka bir yolu da yoktur .

Afrodit heykelinin değerini tam burada aramalıyız, inanç ve alın terinde. Biraz da şans gerek ama bu sadece ismi büyütmeye yarar. Yontucu sanırım bunları dikkate aldı. 

Kirli beyaza geçmeden önce son bir şey daha, yüzüm tam iki kez güldü benim. 

Bilmeni isterim, yaşamın türlü türlü cilvesi var çünkü. Sana, teşekkürlerin en içteni, taaa yürekten kopup geleniyle sesleneyim ki ardımda kırık bir gönül kalmasın.

Yontucunun adı o eşsiz düş gücüyle bir şekilde zaman duvarını aşıp günümüze ulaşmayı başardı. Ve belki inanmayacak söylediğimi abartılı bulacaksın, eser gerçekliği olan herhangi bir şeyi hiç ama hiç aratmadı, en az onun kadar ilgi gördü, ama bundan öte de gidemedi. Bir sanrı, bir yanılgıya karşılıktı çünkü . 

Ben seni bulmak için aramak zorunda kalmadım. Yorulmadım bunun için. Hatta o günlerde evlilik düşüncesi dahi geçmezdi aklımdan. Ya sen! O yaşta farklı olabilir miydin? Hayır, sanmam. 

Bir el sanki ansızın ensemizden kavramış, bizi birbirimizden tamamen habersizken o kendi kendiliğimizden uzaklaştırıp başta oyun sandığımız bir kovalamacanın tam ortasına atmıştı. 

Mıknatıs ve demir gibi iki insan herhangi bir çaba sarf etmeden birbirine çekiliyordu. Bunu nasıl açıklarım bilemiyorum. Ama o yontunun anlatmak istediği, ete kemiğe bürünmüş olarak işte karşımdaydı. Yüzüm ilk bununla güldü. Ve değerini sonra, çok sonra anlayacaktım.

Sen de bilirsin ki yaşamın kendisi, yetenekli sanatçıları hep kıskançlık krizine sokacak olağanüstü bir işleyişin içindedir. Sanatçı tuhaf, her nasılsa hisseder bunu ve o yaratıcılıktan payına düşeni fazlasıyla alır. Hiç durmadan, asla yorulmadan ve akla gelmeyecek çeşitliliğiyle onca varlık her bir doğumla kendi şeklini bulurken kim bilir kaç kez örseleniyor. Ama yaşayan her şey o döngünün eğip bükücü hamleleri nedeniyle bir esneklik ve uyum becerisi kazanıyor. 

Doğayı dişi bir varlık olarak düşündü eski insanlar. Ve şu Afrodit, ona ait heykeli bizim yontucuya yaptıran irade toplumun o dişil güce duyduğu saygıdan besleniyordu. Doğurgan olan, meydana getirdiği cana kendi ruhundan bir parça aktarırken göze aldığı şeyi düşünebiliyor musun? 

Yüzümü güldüren ikinci olaysa tanıştığımız o ilkbahar sabahı seni seçmekle yanılmadığımı bana göstermen oldu. Gerçi ilerisi için bana neler vaat edebileceğini daha o an hissetmiştim. Bilirsin, kuyumcu gibi insanın ederini, kaç karatlık değer taşıdığını bir bakışta anlarım ben. Tamam, ufak tefek kusurlarım yok değil ama bazı yeteneklere sahip olduğum kesin, bu inkâr edilemez. Örneğin şu niyetimden emin olamıyorum tatlım, buna bugün bile doğru dürüst cevap verebilmiş değilim, sürekli içim içimi kemirip duruyor, seni karşımda yüreği yaşama sevinciyle dopdolu bulduğumda ruhumun derinine kök salan bu kaba saba yontulası, kahrolası kötülüğe seni bile bile ortak mı kılıyordum? Ve eğer öyleyse, eğer bendeki o kötülüğü iyi bir şeylere gerçekten dönüştürebilmişsen şanslıyım demektir. Beni yontan, bir adama benzeten emeklerin için sana sonsuza dek minnettar kalırım. Ama kendimi bağışlayamam. Çünkü o tertemiz yüreği hak edecek biri olmadığımı düşünürüm.

Hani ateş, su, hava, topraktan ağır basan ruh, beden ilişkisini şekillendirirmiş ya , sen toprak gibi oldun bana. Bense hepsi birden olabilirim bunların. Sıra sıra. Zamanı geldikçe. Ama bir, toprak dışında. Gerçi yaşamı kolaylaştırıp, her tür akıl tutulmasına, ikircikli ruh hallerine faydası dokunacağına inanmıyorum bunun. Ve elbette bir uydurmaca. Yine de göz ardı edilemeyecek yönleri bulunabilir.

Anlaşmazlığa düşen çiftlere ikili çözüm fırsatı sunabilir. Söylediği yalana gerekçe arayan benim gibilerin elini güçlendirebilir mesela. Bu kesin. Ama kurnazlık istiyor biraz. Ve sen sık sık söylerdin bunu yüzüme karşı, eğer hatırlarsan. Bil ki sana şimdiye dek hiç yalan söylemedim. Yemin edebilirim bunun için. İnan. Evet, zaman zaman gerçekliği sorgulamadım değil ama istersen gel art niyet yoktu diyelim bunların kimi için. Kimi de toprak gibi durgun , fakat onun kadar doğurgan bulduğum karakterine, duruma göre, o an ihtiyaç ne ise, bazen ateş , bazen su ve bazen hava olup dokunmak , onu canlandırmak niyeti taşıyordu . 

Sabır senin yaradılışında var tatlım. O üç bileşen eğer toprağın dengeleyici gücü olmasa bir arada duramaz dağılıp giderdi. Geride zifiri karanlık, boşluk, varlık adına bir hiçlik kalırdı sadece. Böylesine değerliydin oğlumla ikimiz için. Ama her an, gelecek tüm zamanları kuşatacak şekilde. Varlığın bizi bir arada tutuyor çünkü. 

Sonsuza düşen bir kayıt olsun bu söylediklerim, köpük köpük göğe yükselerek. Sonra şeffaflığı orada alabildiğine gökkuşağının renklerine bürünsün. Çoğaldıkça çoğalsınlar, bin parçaya bölünsünler. Ve bu örnek olsun herkese…

Yontma eylemi sanatçının öyle tek taraflı işlemesiyle yapılmaz. Ortaya belki ürün çıkar çıkmasına ama bu asla anıtsal bir değere yükselemez. En az çift yönlü işlemesi olacak o elin . Ama önce kendisinden yontacak parçaları. İri iri, hem de hiç acımadan.

Yok, buna gönülsüz olabilir çünkü. O daha eseri üzerine düşünürken ona yakıştıracağı suret için hangi fazlalığı atacağını bilmeli. Bunu ona biraz da eseri söylemeli. 

Yaşama çok şey borçluyuz tatlım. Kabul edelim, yorgun düştük . Yaşlandık. 

Varsın gözlerin kapalı olsun. Uyu . Nabzın hep burada atsın ama. Düşlerine sınır yok istediği yere uzanabilir. Bilincinin aslında kendisi için kurduğu tuzaklara kapılıp o sihirli dünyalara dalabilirsin.

Uyu hemen yanı başımda. Örtünü üstüne ben çekerim. Yastığı başının altına yine usulca bırakırım. Hep yanında olurum senin. İlaç etkisini gösterdikçe boncuk boncuk teri toplarım alanından.

Söylediklerim yeterli değil, biliyorum. Mermer doğası gereği zaten soğukken tutup Afrodit’i anlattım sana. Beni dinlermiş gibi olmaya zorlanmayacağın başka konular açabilirdim oysa . 

Afrodit kadına saygı duymayı hatırlatıyor bize. Dişil gücün kudretini, ateşiyle, kırılgan doğasıyla yaşama nasıl tutunabildiğini öğretiyor. Ama taşa yontulması yazık ki onu ölümsüz kılmıyor tatlım. 

Ölüm… Keşke hiç yüzleşmeseydin. Henüz erken sayılacak yaştaydın, bu sarstı seni . Eğer kardeşin hala yaşasa ve sen onun durumuna bakıp benzer bir sonu kafanda kurup durmasan belki her şey daha farklı olacaktı. 

İstersen gel tekrar deneyelim. Bir yol belirsin önümüzde, ufka doğru kıvrıla kıvrıla uzanıp aksın. Ve biz Afrodit’i unutmayalım.

 27 / 11 / 2016

Aydın AKDENİZ

0 Yorum

Yorum Yaz

DUVAR

DUVAR

Ziyaretçi Defteri

  • Hiç İşte / 25 Mart 2019:
    Merhabalar, Hiç İşte olarak mesajlarınızı bekliyoruz. »

bizi takip et

INSTAGRAM