9 Nisan, 2020

                            “şiiri ,zekanın sınır çarpışmaları diyedir  ele alırsak ,virgülün
                                        sağındakiler beni hiç ilgilendirmiyor.,,
                                                                                                                                                                                                                                                                                           ece ayhan

         bir mülksüzleşme  pratiği olarak şiir ve  öznelliğini yitirenlerin poetikası…  

            şiir ve ödül ilişkisini tartışırken, şiir ile ödül arasındaki kan uyuşmazlığının tarihini şiiri  mülkiyet ilişkilerine dahil etmenin, şiiri mülkleştirmenin bir tarihi olarak da okuyabiliriz. şiirin mülkleşmesi sürecinde şiiri yazanın  öznelliğinin, şiire ilişkin öznel tavrının da ortadan kalktığına tanık oluruz.oluyoruz. öznelliği olmayanın şiire ve hayata ilişkin tavrının, politikası ve poetikasının  olamayacağına da. buradan geriye kalan mı… poetikasız bir biçimi çoğaltmaktan başka ne olabilir ki…     
          şiir, öznelliği olmayanların, şiiri ile var olamayanların elinde kendilerini şiir üzerinden var kılmanın bir aracı ve meşruiyet biçimi haline gelmişse şiirin vay haline…oysa bu her şeyin sonu değildir. şiir başka başka biçimlerde var olmanın bir yolunu bulur ve bulmuştur da…
         şiir ödüllerini de öznelliğini yitirenlerin veya hiç olmayanların başvurdukları bir istismar biçimi olarak  ve en çok da şiire yönelik bir istismar  olarak ele alabiliriz. en çok istismara uğrayan şiir evet. ancak şiiri yazan ve adına ödül konulan da kurtulamıyor bu fena muameleden.

           şiiriyle, salt şiiriyle var olamayanların, loncaya girişin, vaftiz edilişin, toplu fotoğraftaki yerlerini alabilmelerinin ve itaat kültürünü sürekli kılmanın bir biçimi olarak ödül… loncaya girişte nelerini mi bırakırlar peki..belki olmayan ama oluşabilecek olan öznelliklerini…özgürlüklerini… böylelikle  artık şiir ödül ilişkisinin tarihi şiir ödün ilişkisinin tarihi olarak da okunabilmektedir. okunabilmelidir de…     

          şiir ödül ilişkisini, öznelerin özne oluşlarının, eylemlerinin ve dolayısıyla iktidarlar karşısındaki duruşlarının dışında  düşünmek de mümkün olamıyor…olamaz da…

         şiirin, birilerinin ve jürilerin icazetine ihtiyacı olmadığı gibi omzunda bir apoletle de dolaştığı görülmemiştir. görülemez de. şairlerin böyle bir icazet arayışı olabilir  ancak.. şiirin asla..

             şiirin ödüle ihtiyacı olmadığı kesin. şairin ödüle ihtiyacı var mı peki. işte burada şairin poetikasına dönüp bakmalıyız. yanıtı orda çünkü bu sorunun. kendi poetikalarını oluşturamayanların şiirle ilişkilerini “cemaat” ilişkileri üzerinden sürdürmeleri ise hiç de şaşırtıcı değil..zorunlu bir durumdur bu onlar için..itaati sürdürmenin ve itaati meşru kılmanın bir yolu..öznelliği olmayanların şiire ilişkin söyleyecek bir farklı sözü olabilir mi…

            “hayali bir cemaatte” yaşayanların, aynılaşmanın hızıyla olsa gerek bir özne oluşun hayalinden de aynı hızla uzaklaştıklarını görüyor ve izliyoruz..bunun için etrafımıza birazcık bakmanız yeterli..

        aziz nesin, bu ülkede yaşayanların üçte dördü şairdir diyordu … şiir yazanların üçte dördü olmasa da, bu coğrafyada ödülsüz bir şaire rastlamak imkansız hale geldi nerdeyse..

        cemaat ilişkileri neyi gerektiriyorsa, ve toplu fotoğrafa girmenin gereği ne ise hem de  layıkıyla yerine getirildiğinden, bu ülkede muhalif bir duruşa rastlamak da güçleşiyor giderek.aynılaşmanın, uzlaşmanın  edebi biçimleri makul ve yeterli görüldüğünden ayrışmanın ve kendi bağımsız  poetikasıyla ayakta durabilmenin  itaat kültürü karşısında bir red kültürü oluşturabilmenin bir yolu var mı..evet güç. ama imkansız değil..tekil. sivil ve uzlaşmaz duruşuyla kendini önce etikçi sonra şair olarak tanımlayan ve daima şiirin kara penceresinden bakan ece ayhan’ı anmalıyız burada…

              şairin toplu fotoğrafları girme telaşı ve şiirin direnişi


           son dönemler türkiye şiirinde bir red cephesi ve direniş kültürüne rastlayamıyoruz ne yazık ki. şairin nesli tükendiğinden değil. resti tükendiğinden.. şimdilik vesikalık duruşuyla idare ettiğinden. toplu fotoğraflara girmeyi asla ihmal etmediğinden ..

           bir de şunu eklemeli. usta çırak ilişkisi bağlamında bazı şairlerin kendi cemaatlerini oluşturma pahasına genç şairleri bir çeşit fena muamele yoluyla ödül manyağına dönüştürmelerini. bir de bu.

            günümüz edebiyat ve  şiir ortamının giderek meşruiyet kazanan yeni istismar biçimleri. içinde yer aldıkları ya da  dışında kalarak üzerinde nüfuz oluşturdukları jüriler aracılığıyla genç şairlerin ödül manyağına dönüştürülmeleri süreci henüz tamamlanmadan cemaatin ileri gelen şairleri kendi cemaatlerinden birine ödül verdirtemedikleri jüriyi ,yani yıllardır içinde bulunduğu ve hangi etik estetik gerekçelerle içinde bulunduğunu bilemediğimiz  jüriyi artık kokuşmuş ve dejenere olmakla suçlayıp jüriden ayrılabiliyor..bu da  sıkça rastladığımız  bir davranış biçimi olarak henüz tam olarak yazılı olmasa da şiir ve etik tarihinin sayfalarındaki yerini almış bulunuyor..oysa buradaki  dejenerasyonun nedeni jürinin etkisinin azalması ve işlevsizleşmesi değil böyle bir mekanizmanın gereksiz oluşudur. işte bunu göremiyorlar ya da işlerine öyle gediğinden görmezlikten geliyorlar..

            sakalsız bir oğlanın tragedyası ve haklılığın yetmediği yer

             söz etiğe dayanınca burada söylemek zorunlu oldu…arkadaş z. özger adına şiir ödülünün konulduğu 1996 yılıydı.. o günlerin demokrasi gazetesi sayfalarında ,şubat ve mayıs ayları arasında şiir ve ödül ilişkisi bağlamında arkadaş z. özger şiir ödülünün ve yarışmasının iptaline yönelik tartışmalar yaşanmıştı jüri üyeleri ile aramızda. hatırlayan hatırlar…

             jüri üyeleri sina akyol, veysel çolak, orhan alkaya, ahmet telli ve suat çelebi’den oluşuyordu. tartışmaya , şiir ödül ilişkisi bağlamında ödül mekanizmasını deşifre etmeye çalışan ,asıl ödülün arkadaşın vasiyetini yerine getirmek “sakalsız bir oğlanın tragedyası” olarak yayımlanması olduğunu savunan  yazılarıyla benimde içinde bulunduğum, m. bülent kılıç, yavuz yıldırım, ahmet orhan, ali burak ve etik nedenlerle burada adını açıklamak istemediğim bir arkadaş daha katılmıştı.

            jürinin tavrı malum.. ancak biri hariç. ahmet telli bizleri bu tartışmada haklı bularak-“haklılığın yetmediği yer”i de işaret ederek ve kendi etik tavrıyla da çeliştiğini gördüğü  jüriden ayrılmıştı…

            yirmi üç  yıl geçti o ödül ,o yarışma hala iptal edilmedi. ancak bir anekdot önemli: o zaman o ödülün  ve yarışmanın iptali bağlamında ödül mekanizmasına karşı yazılar yazdığımız, birlikte red cephesinde yer aldığımız bir arkadaş  tam bir yıl sonra aynı yarışmaya girdi ve ödülü de aldı…ödülü aldıktan sonra bir yerde karşılaştık ve karşılıklı sustuk önce.sonra şu diyalog “ bu ödülü aldığım için bana kızıyorsun galiba. sustum ve bir tek cümle : hayır karşımda kızılacak bir özne göremiyorum..” o gün bugündür karşılaşsak da konuşmayız…tamamen etik gerekçelerle..   
            bu arada şunları da kayıtlarımıza geçmeliyiz unutmadan. arkadaş , eğer bir gün kitabı yayımlanırsa adının mutlaka “sakalsız bir oğlanın tragedyası olmasını istiyor ve bunu sina akyol’a  söylüyor fakat sina akyol arkadaşın bu isteğini yerine getirme konusunda gerekli hassasiyeti neden gösteremiyordu .

            arkadaş’ın şiirleri nadas yayınları’nca ve mayıs yayınları’nca iki kez ve yayımlanıyor ve ikisinde de değişik adlarla : “şiirler”,  “sevdadır” .yani arkadaş’ın “şiirler” ve “sevdadır” diye bir kitabı yoktur.

            tekin sönmez’in çabaları ile 1974 yılında  nadas yayınları’nca “şiirler” adıyla  yayınlandıktan sonra mayıs yayınları tarafından sevdadır adıyla tekrar kitaplaştırılıncaya kadar yeni bir baskısı neden yapılmamıştır…

            bu durum arkadaş’ın şiirlerine ve arkadaş’a yaşarken ve ölümünden sonra reva görülen dışlayıcı, ötekileştirici  tavrın sürdüğünün bir açıklaması  olabilir mi…

arkadaş için geliştirilen bu susuş kumkuması ve yok sayma tavrı arkadaş’ın  poetikasını  ve cinsel tercihlerini gizlemek ve unutturarak onu bir kez daha tarihe gömmek değil midir..   

            aradan kırk bir yıl geçti ve arkadaş’ ın kitabının adı konusundaki isteği arkadaşın arkadaşları inisiyatifinin de desteğiyle yerine  getirildi . 2014 yılında arkadaş’ın isteğine göre “sakalsız bir oğlanın tragedyası”  olarak yayımlandı.  sakalsız bir oğlanın tragedyası yok sayılamazdı. yok sayılamadı.

            bir direniş kültürü  oluşturmanın imkanı ve bazı etik sorular :

             ancak bir soru : ve yayınevi tarafından “sakalsız bir oğlanın tragedyası” adıyla yayımlanan kitabı korsan olarak bulup eleştirilenlere karşı ve yayınevi yetkililerince, “kitaptan ticari bir beklentimiz yoktur. biz arkadaş’ın vasiyetini yerine getirdik, kitaptan elde ettiğimiz gelir ile onun adını yaşatmak amacıyla bir arkadaş z. özger kitaplığı oluşturacağız.” açıklaması yapılmıştır. kitabın ilk baskılarında: “bu kitabın tüm gelirleri, arkadaş z. özger kitaplığının oluşturulması için bağışlanmıştır ibaresi” bulunur. fakat sonraki baskılarda bu ibare nedense yer almaz. o zaman şunu sormaya hakkımız var: arkadaş adına bir kitaplık oluşturulmuş mudur? oluşturuldu ise nerededir?! (sakalsız bir oğlanın tragedyası 6. Baskı 2018)

            arkadaş’ın vasiyeti yerine getirilmiş ve şiirleri “sakalsız bir oğlanın tragedyası” adıyla yayımlanmıştır. şiirleri, istediği ad ile yayımlanmasına karşın, mayıs yayınları arkadaş’ın şiirlerini neden hala “sevdadır” adıyla yayımlamayı sürdürmektedir?! (sevdadır, mayıs yayınları, 7. baskı)

            bir çok kurum ,şiir yarışmaları düzenleyerek yapıyorlar reklamlarını… radyolar televizyonlar ve internette şiir ve ödüllere ilişkin son durum mu …oldukça vahim.. tekelci medyanın  yanında hastaneler, belediyeler, hatta izmir’in bir semtinde sokakta broşürüne rastladığım ve jürisinde şairlerin de bulunduğu bazı kafeler de  … internet sitelerinin adını anmaya bile gerek yok tabi..

            değişen nedir peki…ödüllerin satın alma   gücü artık dolar ve malum para birimleri bazındadır. değişmeyen mi..şiir yazanların bir türlü kendilerini kurtaramadıkları her türden itaatin seyri ve yeni kölelik biçimleri .ve bunların üzerinden meşruiyetini sağlayan tahakkümcü itaat kültürü.. öznelliğini ve poetikasını yitiren eklemsiz , omurgasız şairler cemaati…

         çözüm mü..uzlaşmanın yerini çatışmanın, itaatin  yerini öznelliğin ve özgürlüğün aldığı bir direniş kültürü bir ve red cephesini oluşturmakla…   

                                                                                                                                                                                             sabahattin umutlu

0 Yorum

Yorum Yaz

DUVAR

DUVAR

Ziyaretçi Defteri

  • Hiç İşte / 25 Mart 2019:
    Merhabalar, Hiç İşte olarak mesajlarınızı bekliyoruz. »

bizi takip et

INSTAGRAM