11 Temmuz, 2020

Şiir çıkmazdadır. Çünkü insan çıkmazdadır, sorunlar çıkmazdadır. Toplum değişiyor, insan değişiyor, insanın yeri değişiyor, insanın ilişkileri ve sorunları değişiyor.” Dönem’in Kasım 1963 tarihli sayısında yayımlanan ünlü yazısında Turgut Uyar bu satırları kaleme alırken sorunun, biraz da şiirin çıkmazda olduğunun bilincine varmak olduğunu ekliyor; “Bu çıkmazın bilincine varmak biraz da çözmek demektir onu.” Ama ne var ki bilince sıçrayan bu sorun son yıllarda çözümsüz kaldı. Bu bilinci sahiplenenlerin sayısı çok az olduğu için de çıkmazın varlığına dair bilinç anonimleşti ve insanın değişen ilişkileri ve sorunları karşısında şiir iyiden iyiye çaresizleşti. Bu çaresizliğe şairlerin kitaplaşma arzularının çıkmazı da eklendi. Evet, şair sayısı gün geçtikçe artıyor ve kimileri ötekileri “müteşair” olarak adlandırıyor. Şiirin boy aynası birkaç yayınevi olmuş ki, kanonik bir yapılanmanın onayından geçmeyenler şair sayılmıyor. Bu yapılanma, kimin ne surette görüneceğine ve hangi rolü üstleneceğine ince hesaplarla karar veriyor.

Şiir Okuma Kılavuzu’nda İsmet Özel, Uyar “beşerî karşılığı olmayan şiirin geçersizliğini bütün açıklığı ile göstermişti” diyor. Bu beşeri karşılığı oluşturmak için çıkmazdaki insandan bir persona inşa etmesi onun başarısıydı şüphesiz ama Orhan Koçak’ın dile getirdiği “çıkmazı işlemekten” vazgeçmemesi eleştiri oklarını sırtına sapladı. Aslında Uyar, günümüze ait öngörüler de taşıyan düşünce çerçevesini ta yedi yıl önce 1956’da yayımladığı “Efendimiz Acemilik”te oluşturmuştu:

“Çağımız insanı gitgide rahatına daha düşkün olmaya başladı. Belki her çağda böyleydi. Ama bugünkü kadar mıydı bilmem? Bunda bilimin, endüstrinin büyük payı var. Herkes birbirinin örneği olmayı hiçbir çağda bu kadar istemedi. ‘Yeni Dünya’nın gerçekleşmesi yakın belki de. Bir örnek giyimler, bir örnek şarkılar, bir örnek aşklar. Uçaklar, radyolar, sinemalar durmadan bizi birbirimize benzetmeye çabalıyorlar. Kişiliksiz bir yaşamayı baştacı ettik. Gönüllüyüz. Kişiliksiz bir çağın şiiri de ister istemez kişiliksiz olmak zorundadır. Bu kadar yenilenmiş bir çağın şiiri, şiirin kelimeleri ne kadar eski, bir düşündünüz mü? Hâlâ uçağı, hâlâ Penicilini, hâlâ 70 katlı evleri, hâlâ hesap makinelerini, asfaltları, otoları şiire rahatça yerleştiremedik. Bunları kelime olarak, düşünce/duygu hayatımıza getirdikleri değişmelerle hâlâ şiire getiremedik. Barlarda kadınlarla saygısızca sevişiyoruz, sokaklarda açık saçık gördüğümüz kadınları hayvanca istiyoruz ama şiirde âşık olduk mu hâlâ ağlıyoruz.”

Kişiliksiz bir yaşama, nasıl büyük şairler sürüyor piyasaya? Bunu biri açıklasa, utanç denen duygudan geriye fazla bir şey kalmayacaktır. ‘Yeni Dünya’da şiire yer yok öte yandan, şiir gibi olana, insanı duygusal olarak bir örnekleştirene rezerve edilmiş yerler. Sıla’nın “şiir kitabı”(?!)nın 25 baskı yaptığı bu ortamda örneğin İzzet Yasar gibi bir şair, yayınevi yayınevi dolaşamayacak kadar bunaldığını belirtip kitabını e-kitap olarak elektronik ortamda dolaşıma süreceğini söyleyebiliyor. Editörün elinden geçmemiş, çoluğunun çocuğunun ekmek – süt parası heba edilerek bastırılan kitaplar da, insanların niçin bu kadar çok şair olmak istediklerini açıklamaya yetmiyor içerik olarak. Yeni çağı karşılamayan şiir, dolaşım arayışında kendini daha da kişiliksizleştirirken, yayınevleri niçin kişilikli kalemlere kapılarını açmıyor, bunu da kanonik yapının iktidarı paylaşmak istememesinde aramalıyız. İşleyiş olarak yarı mafyatik bu yapının aktörleri, düşünce/ duygu hayatlarındaki argoyu şiirlerinde gizleyen, altyapılarının yozlaşmış arzu olduğu ise yapıtlarının Türkçesinden sökülen bireyler olarak çoğumuzun tahmin ama dile getirmekten imtina ettikleri. Türkçenin kumaşını bitmez sanıyorlar. Nerede düşünce – yaşam birliği?

Sorun bir şiir sorunu değildir. Yaşama sorunudur.” Üstüne basa basa söylüyor Uyar. Biz ise “iyi”nin peşindeyiz! İnsanın etik ölçülere sahip olmadığı her durumda “iyi”, artistik bir öğe olarak yer alır tanımladığı yapıda ya da yapıtta. Onu estetik bağlamıyla övmeye çalışanların yanılgısı da, buradan türer ki; şiir söz konusu olduğunda yerleşik söylemi ve dilin mutabakatını sorgulamayan ve dolayısıyla farklılaşmayan şair, konumunu silik bir kopya olarak ekleyecektir şiirin belleğine. Bu kadar mı? Hayır, türün yaşadığı sorunlardan kendini sorumlu tutmayan bencil bir şair profili sürülüyor önümüze ki “afili yaşantı”lardan şiirin payına düşen kösnül ve dünya sarhoşu bir şiir. İnsanların sürekli yer değiştirdikleri bir çağda, kendi çeperlerinde durağanlaştırmak istiyorlar şiiri ve düşüncesini. Küçük hayatlardan yol almadıkları için boheme yaslanıyorlar. Ve her şeyden öte “ün” bekliyorlar. Çağın hızına karşı sükûnet önermiyorlar üstelik. Bilgelikleri yanlış yaşama dair olduğu için doğru bir pratiği de besleyemiyorlar.

Peki, ne yapmalı? Ya da eylembilim açısından bakıldığında, nasıl yapmalı? Her şeyden önce, kendimizi tartmayan kantar ile başkalarını tartmaya kalkışmayalım! Bu manzarada müsebbibi olduğumuz bir karaltı varsa, orayı aydınlatarak başlayalım. İçtenlikten çok dışarlıklı olmaktan medet umalım. Şairin Romanı’nda Murathan Mungan’ın sözcüklere döktüğü gibi, “Sahteleşmekten korkardı. Ömrünü harflere vermiş biri olarak biliyordu ki yazı, eli kalem tutan herkese, içtenliğin en çabuk sahteleşen şey olduğunu öğretir.” Yazının öğreticiliğinden ders almayı bilelim. Hayatlarımızda yeri olan sözcüklere yer açalım yapıtlarımızda, birer ağırlık merkezi olarak kendilerinden daha çoğunu anlatsınlar. Çağın nabzı ile yazdıklarımızın debisini eşleyelim ki, şimdiki zamanın değerine daha çok vakıf olalım. “Herkes, savaşmaya zorunlu olduğu şeylerin budalaca çetinliğini bilmek, hesaba katmak zorundadır” demişti Uyar, savaşmaya zorunlu olduğumuz şeylerin bir listesini yaparak başlayalım isterseniz ve yel değirmenlerini de hesaba katalım. Ütopyaya son bileti hak edelim. Çağımızın önümüze koyduğu yol işaretlerini doğru okuyalım ve ustaların emaneti olan bilgi, birikimi güncel heveslere kurban etmeyelim. Genç şaire derkenar olsun; yeryüzünde yapılan her iş karşılığını er geç bulur. En geç bulanı sanat emeğidir ki, Yunus’un yırttığı zaman çarşafını bilip sonsuzluğa çalışalım. Olmadı! Bir daha deneyip olduralım.

55 yıldır değişen çok şey olmasına karşın hiçbir şeyin değişmediğini görmek, trajikomik bir tablo olarak duruyor karşımızda. Uyar’ın sözcükleriyle “bilince, bilgiye uygunluğa, çağdaş şiire ve insana yeni bir imkân” olan çıkmazdan yararlanmak istemiyoruz. Herkes, kendi çıkmazının kutsallığında eriyen birer mum gibi. Artık, çıkmazdan çıkmanın zamanı gelmiş de çoktan geçmiştir. Şaire çağrıyı Uyar yapmıştı, yineliyoruz; “sağlam bir duyarlık”la çağına sahip çık şair! Beşeri karşılığı sür meydana…

[i]


Kral Lear’ın kapanış sahnesi:

EDGAR

       Bu acı günün ruhuna yakışır davranalım,

       İçimizden ne geliyorsa yalnız onu paylaşalım.

       Büyük acı çekti, en kötüyü gördü en yaşlımız;

       Biz gençler, ne öylesini görür, ne onca yıl yaşarız.

* Akatalpa’nın Şubat 2018 tarihli 218. sayısında yayımlandı.

Altay Ömer Erdoğan

0 Yorum

Yorum Yaz

DUVAR

DUVAR

Ziyaretçi Defteri

  • Hiç İşte / 25 Mart 2019:
    Merhabalar, Hiç İşte olarak mesajlarınızı bekliyoruz. »

bizi takip et

INSTAGRAM