11 Temmuz, 2020

Raşit Gökçeli, mart 2019

Bin dokuz yüz altmış bir yılının yazında tanışmışlardı. İstanbul’da, Büyükada’da.

Dört genç insan, ikisi O zamanki “Robert College”, şimdiki Boğaziçi Üniversitesi, üçüncüsü İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi öğrencisi, dördüncüsü ise İstanbul Üniversitesi Psikoloji Fakültesinden taze mezun olmuş bir psikolog.

Her biri toplumsal olaylara duyarlı gençler idi. Dönemin toplumcu hareketleri içerisinde birlikte yer aldılar.

Psikolog olanın Heybeli Ada’da, adanın iyice tepesinde, hatta adayı diklemesine kesen yokuşun en sonunda ahşap bir evi vardı.

Bin dokuz yüz altmış iki senesinin yazında o ahşap evde birlikte birkaç gün geçirdiler.

Bir daha o adada hiçbir zaman birarada olamayacaklarını bilmeyerek.

Adada evi olan genç, toplumdaki nefret söylemi oylum kazandığında ülkeyi terk etmeyi yeğledi.

Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinden biri Amerika’da prestijli bir üniversitede öğretim üyesi oldu.

Nefret söylemi yetmişli yaşlarından sonra onun da yakasını bırakmadı. Şimdilerde yurda dönemiyor.

Diğer Boğaziçili ileri yaşlarında muktedirlerin gazetelerinde kalem oynattı. Gençliğindeki mefkureler benliğini terk etti. O da “başarılı” bir mühendis olarak yurt dışında hayatını sürdürdü.

Teknik Üniversiteli genç ise bir dönem öğretim üyeliği, uzunca bir süre Meslek Odası yöneticiliği ve yayıncılık yaptı. Yurt içinde kaldı.

Yirminci asır bir göç asrı oldu. Yirmi birinci asır hiçbir şeyi değiştirmedi.

İnsanlar, aileler, arkadaşlar, dostlar, ülküdaşlar ekonomik, politik, jeopolitik, iklimsel saiklerle ait oldukları topraklardan tespih daneleri gibi dünyanın orasına, burasına dağıldılar.

Arkadaşları, adada evi olan gencin izini bulamıyordu. Yıllarca izini boş yere sürdüler.

Derken günün birinde, evin bir köşesinde sürünen bir not defterinde dördüncü arkadaşın bulunduğu şehrin adına rastlayıp, o şehrin adını dördüncü arkadaşın adı ile bilgisayarda, arama motorunda eşleştiren Teknik Üniversiteli, dördüncü arkadaşın dört sene önce öldüğünü bildiren ölüm ilanına rastladı.

Dağılan tespih danelerinden biri bulunmuştu.

Ölüm ilanında kısa bir manzume eklenmişti.

O manzume aynen aşağıda yer alıyor:

Şafağın ilk ışıkları sırra kadem basan zifiri karanlığı

 gölgeler diyarına sürüklerken, / rüya ve sis gecenin diyarına göçer.

Gözkapakları yarı mahmur,  gül goncası kısmen açık, / Uyanışa geçen dünyanın uğultusudur duyulan.

….

L’aurore s’allume;

L’ombre épaisse fuit;

Le reve et la brume

Vont ou va la nuit;

Paupieres et roses

S’ouvrent demi closes;

Du réveil des choses

On entend le bruit.

0 Yorum

Yorum Yaz

DUVAR

DUVAR

Ziyaretçi Defteri

  • Hiç İşte / 25 Mart 2019:
    Merhabalar, Hiç İşte olarak mesajlarınızı bekliyoruz. »

bizi takip et

INSTAGRAM