11 Temmuz, 2020

Dilek Değerli

Zaman, görünmeden geçiyor ama yakalanmıyor. Oysa düşüncenin canı isterse geçer zamanı.

“Nereye gidiyorsun Bahar? Daha bitmedi ki.” “Bu karanlık odada daha fazla kalmak istemiyorum.” “Gelmek üzeredir elektrikçi.” “Ben biraz yürüyeceğim. Sen çalışmaya devam et.” “Peki, geç kalma ama.”

Çantamı alıp ayakkabılarımı giyiyorum, kapının yanındaki aynada solgun yüzüme bir göz atıp çıkıyorum. Döner merdivenin daracık basamaklarından inip sokağa çıktığımda gün ışığını bu kadar özlemiş olmama şaşırıyor göğe bakıyorum bir an. Şairin dediği aklıma geliyor göğe bakmanın durağı mı olurmuş diye gülümsüyorum. Göğe çıkma durağı olsa ha neyse. Yarım saat kadar cadde boyu yürüdükten sonra geri dönüyorum. Sokağa girince yere tebeşirle yazı yazmakta olan kahverengi ceketli bir adam görüyorum. Ne yazdığını merak edip bakıyorum, “Beatles dinleyin, geceleri ah, oh sesinizden bıktım.” diye yazmış. İçimden bu adam da bu mahallenin delisi herhalde deyip gülümsüyorum. Elektrikçinin gelmiş olmasını umarak dairenin kapısını açıyorum. Işıklığa bakan neredeyse karanlık olan odaya doğru ilerliyorum. Matkap sesi geliyor içerden. Elektrikçi gelmiş, oda aydınlanmış, Suat rafları takmak için duvara delikler deliyor. Deli adamın yazdıklarını söylüyorum, gülüyor. Karanlık bir odayı kitaplarla doldurmak pek parlak bir fikir gibi görünmese de evin küçüklüğü bizi buna zorluyor. “Karnım acıktı, yumurta kırayım yağa” deyip mutfağa gidiyorum. Tezgahta parlak zırhıyla kocaman bir hamamböceği karşılıyor beni. Tam gazeteyi alıp üstüne bastıracağım sırada “katil misin sen” deyip bir bezle tutup ışıklığın penceresinden atıyorum. Ardından çalan zille irkiliyorum. Hamamböceği merdivenlerden çıkıp geri gelmiş olmasın diyorum içimden. Kapıyı açınca biraz önce sokakta gördüğüm deli adamı karşımda buluyorum. “Merhaba, sizde Kafka’nın böcekli kitabı var mı?” diye soruyor. Bense şaşkınlıkla “Olacaktı ama kitapları kolilerden çıkarmadık henüz.” diyorum. Gözleri parlıyor adamın “Ben bulurum” deyip dalıyor içeri. Benim ardımdan gelen adamı gören Suat şaşkınlık ve soru işaretleri dolu gözlerle bakıyor. Adam o kadar koliyi boşaltıp böcekli kitabı arıyor. “Biliyordum sizde olduğunu, biliyordum.” “Neden o kitabı arıyorsunuz?” diyorum. “ Çok eskiden okumuştum onu. Günlerdir rüyamda kendimi hamamböceği olarak görüyorum. Tam Kafka bana yaklaşıp üstüme basacakken uyanıyorum. Yeniden okumalıyım o kitabı. Kafka’yla kendi dilinden konuşacağım bir dahaki sefere.” diyor. Suat’la bakışıp gülümsüyoruz. “Buldum, buldum” diye bağırıyor adam. “Bizde kitap olacağını nerden bildiniz?” diye soruyor Suat. Dün sizi taşınırken gördüm, kitap okuyanı kokusundan hemen tanırım. Hayvanım ya ben. Zamanın bile kokusunu alırım.” “Nasıl kokuyor zaman, merak ettim” diyorum. “Nasıl kokacak, herkesin kendisi gibi kokar. Benim zamanım mandalina küfü ve yalnız otu kokar” Kitabı alıp gidiyor ve ertesi gün getiriyor. “Oh be, ezilme korkusundan kurtuldum sonunda” diyor. “Nasıl?” diye soruyorum. “Çünkü rüyamda insan boyutunda bir hamam böceğiydim artık, yatakta sırt üstü yatıyordum. Milena geldi, üstüme battaniye örttü gülümseyerek.”

0 Yorum

Yorum Yaz

DUVAR

DUVAR

Ziyaretçi Defteri

  • Hiç İşte / 25 Mart 2019:
    Merhabalar, Hiç İşte olarak mesajlarınızı bekliyoruz. »

bizi takip et

INSTAGRAM