12 Temmuz, 2020

problematolojik farklılık dikkat edilmesi gereken bir değişmez olsa da, tarihin işleyişine bağlıdır, çünkü kurgu yazısına özgü kendini bağlamsallaştırmanın temelidir. onları karakterize eden tarihselliği kavrayabilmek için artan gizemcilik ve biçimciliğin joyce, borges, mallarme ya da thomas bernard’la çağdaş edebiyatın tipik unsurları olduğunu hatırlamak gerekir. bu, aşk romanı ve polisiye roman gibi edebiyatın geleneksel biçimlerinin yaşamasını engellemez. bu bağlamda, kaymaları iyi anlayabilmek için ethos, pathos, logos üçlemesine bakmak gerekir. edebi söylemin retoriğinde konuşan biri, hitap ettiği dinleyiciler vardır ama fiziksel anlamda karşı karşıya gelen bir hatip ve dinleyiciyle birlikte gerçek anlamda bir sözceleme olmadığından bu boyutlar ancak şu ya da bu biçimde edebi metnin içinde yer alabilirler. soru soran ve cevap veren olarak kimliklerini belirleyen işaretlerle varlıklarını, her halükarda ilişkilerini göstermek söz konusudur. konuşan ‘ben ya da kendini sorgulayan ‘sen’ üstüne odaklanan bir edebiyatın adının konmasını sağlayan edebi türlerin rolüdür.

            problematolojik farklılık logos’un içindedir. logos tamamlayıcılık yasasına uyarak farklılığı gerçekleştirir. daha güçlü ve dikkate alınması gereken bir tarihselliğin özelliği kesinlikle biçimcilik ve tarihin geçerli cevaplara empoze ettiği, artan sorunsallığı yansıtacak olan bir üsluptur. bu durumda pathos ve ethos nedir? bunlar başkaları ve ‘ben’ olarak logos içinde ve logos tarafından gösterilirler. pathos ‘sen’, logos ‘o’ ve ethos ‘da ‘ben’dir. bu işlevlerin önceliği doğrultusunda farklı edebi türler çıkar ortaya böylelikle. ‘tür’ deyince anlamamız gereken, okuyucuların problemle ilgili olarak beklentilerini yönlendiren söylemsel düzenlemelerdir. söz konusu problemlerin türlerine gelince, bu bağlamda problematolojik farklılığın a priori düzenleyicileri, uzlaşımlar söz konusudur.

            ethos ön plana çıkarıldığında ağır basan ‘ben’dir. burada, deyim yerindeyse, anlatıcının duygularını açıkladığı lirirk şiir özelliği görülür. şiirin lirizminde genelolarak ethos’un cevaplarının açıklık ve kesinliği vardır. şair hissettiklerini söyle, dolayısıyla bunlar cevaptır. belirtilmesi gereken problematolojik farklılıksa porblem nerededir? çünkü cevap bir problemi yansıtır, şairin iletmek istediği problemdir bu ve ne kadar gizli kalmışsa iletmek istediği problemdir bu ve ne kadar gizli kalmışsa problem-cevap farklılığı da daha çok şiiri karakterize ettiğini bildiğimiz güçlü bir biçimselelcilikle açıklanır. şiir, tarihin etkşisiyle gitgide daha sorunsal olacaktır ve ronsard’dan mallerme’ye şiirsel uyumsuzluk ben’in parçalanmasına ve dağolmasına katılmak amacıyla hızlanır kesinlikle. buna karşılık, roman daha gerçekçidir.

            egemen olan logos sürekli gönderme yapılan bir olaylar düzeninin doğrulandığı olayların anlatılmasına gönderme yapar. konuşan ‘o’dur, destanın ‘o’su. pindaros’tan homeros’a, ethos’tan logos’a geçilmiştir. ethos hatibin cevaplarını sunmayı hedeflemiş olsaydı cevaplarını kurgusal olarak kendi ‘ben’i için problemi oluşturan şeye eklemlenmiştir ve logos ise anlatım, segileme, dünya ve dışsallık ilişkisinden hareketle soru-cevap ikiliğini eklemler. bu logos bilişselleştirilmiştir ve problemler dünyanın içindedir: ulysses ve akhilleus’un problemleri vardır, troya savaşı nesnel bir sorundur, tanığı da sadece yazardır. logos konuşanı ve tarihe karışmış olanları dışsal bir biçimde entegre eder.

            bu durumda, geriye üçüncü unsur kalıyor. pathos egemen olduğunda, bu demektir ki, ötekiler tarafından örneklenen sorunsalı belirtik olan bir türle karşı karşıyayız ve geliştirilmiş bir işlev tipini belirlemesi bağlamında rolü önemlidir bunun. kahramanları soru soran ve cevap veren bu bağlamda çatışmayla farklılaşan trajedi ya da daha genel olarak tiyatro olacaktır.

figüratif ve düzyazıyla ilgili olan

            şiirsel üslup ve düzyazı üslubu arasındaki karşıtlık klasik bir olgudur. eski cevapların eğretileşmesi olgusunun bunlara gerçek anlamda cevap özelliklerini kaybettirmesiyle açıklanır ve öte yandan da cevapların içinde oluşan farklılıklar farklılığın ve eskiyle yeni arasındaki denkliklerin kesinliğine götürür. sanatta ve özel olarak da edebiyatta gerçekçilik ve figürativizm arasındaki gerilim, aşılması gereken cevaplarla karışan yeni cevaplar da dahil olmak üzere, her şeyi sorunsallaştırarak hızlanan tarih aracıluığıyla silinme tehlikesiyle karşı karşıya geldiğinde problematalojik farklılığı belirtme gerekliliğinden kaynaklanır. gerçekçilik eğretilemeli olandan vazgeçerek cevabın içine yerleşir, bu cevap dünyanın kesinliği yararına sorunsalı yok eder. sanatın doğayı yansıtması gerektiği düşüncesinin başka bir kökeni yoktur.

edebi türlerin gelişmesi

           lirik şiir edebi uzamı açar ve büyük olasılıkla destanla karışır. bu bağlamda, eğer kesinlikle daha çok türlerin birbirini izlemesi anlaşılmak isteniyorsa, ünlü cromwell’in önsözünde, ilk çağlar lirik, antik çağ epik, modern çağ dramatiktir’ diyen hugo’yla aynı şeylerin düşünülmesi mümkündür, çünkü her şey bir yana, yunanlılar modern çağı ‘tiyatronun yaygınlaşması’ aracılığıyla tanımışlardır. ama özellikle hegel izlenirse, bütün’ün anlamın söz konusu olması nedeniyle ön plana çıkan epik türdür, oysa, lirizm ayrılık ve nostalji duyguları uyandırır. epik şarkılarda ve şiirde, hatta tiyatro ve tabii ki resimde aynı mitsel, hatta mitolojik kahramanların bulunduğu kesindir. kahramanlık destanlarında ya da ulyssee’in maceralarında da ayrılık acısı yok mudur?(michel meyer/retorik)

*retorik ve şiir dosyasından

salih aydemir

0 Yorum

Yorum Yaz

DUVAR

DUVAR

Ziyaretçi Defteri

  • Hiç İşte / 25 Mart 2019:
    Merhabalar, Hiç İşte olarak mesajlarınızı bekliyoruz. »

bizi takip et

INSTAGRAM