9 Nisan, 2020

İonesco’nun metaforu Nazizm’in barbarlığı karşısında sinip kendi kabuğuna çekilmeyi yeğleyen insanların giderek toplum içerisinde çoğalarak ortalama prototip bireye dönüşmelerini anlatır.

Camus ise toplumun üstüne çöken belanın, öylesine, aniden, bir günden ötekine geçerken yerleşik bir hal aldığını, bir kere zuhur ettikten sonra nasıl ve ne şekilde yok olacağının tamamen belirsiz olduğunu söyler.

Günümüzde ise insanın yakın geleceğini köklü bir biçimde değiştirecek teknolojik devrimler birlikte ve bir arada zuhur ettiler.

Sayısal teknoloji, yapay zeka, finans alanında blockchain (zincirblokları) teknolojisi , genetik, nanoteknoloji yaşamımızı tamamen değiştirmekte.

Artık birey olarak bu değişimin bir parçasıyız.

Yeni bir dünya, an be an, mütemadiyen değişen bir dünya.

Yaşantımıza ait her anın, her ögenin bir veri tabanına dönüştüğü bir dünya.

Bu dünyaya adım attık ancak hazırlıklı mıyız ?

Yeni dünyanın içinde insan onuruna uygun bir yerimiz toplumsal mevkiimiz, statümüz olabilecek mi ?

Kendi geleceğimizi toplumun hür bir bireyi olarak tayin etme olanağımız mevcut mu ?

Önümüzde iki seçenek var.

Ya egemen finans dünyasının belirlediği standartlaşmış kulvarlarda önceden tayin edilmiş alanlarda at koşturmak, giderek yeknesak bir yaşantı sürerek ömür tüketmek, büyük veri girdaplarını oluşturan veri kalabalığı içerisinde minik bir trend eğrisi çizen marjinal ve fakat prototip bir yaşantı sürmek.

Dördüncü sanayi devriminin bize sunduğu ilk alternatif prototip bir birey olarak gergedanlaşmak.

Toplumda sıra kölesi olarak yaşantı sürmek. Sıra kölesi olduğunu bilmeden.

Yazgısına şükrederek.

Alternatif ise zorlu bir yol ayrımını gerekli kılmakta bir başına da olsa tek kalsa da birey kendi yazgısını kendisi ele alabilir.

Zorlu bir yol, iyi bir donanım, eğitim, eğitimden öte sorunların derinliğine inmeyi olanaklı kılan teknolojik bilgi donanımı, ve her şeyden önce başka bir dünyanın mümkün olabileceğine dair bir vizyona sahip olmayı gerektiren bir yol.

Sanat elbette çıkış yollarından biri.

Felsefenin ipine sarılmak ise zorunlu.

 

Gergedanlaşmamak için zorlanan sanatçı

Günümüzde insanın ya da sanatçının zorlanmasından daha vahim bir olgu mevcut. Bu da insanın “insan” olarak artık boşlukta kalmasıdır.

Toplumsal işbölümü ile ilgili var bildiğimiz tüm paradigmaların yıkılmakta olduğu bir dönemi yaşamaktayız.

İnsan emeğinin bugünkü küreselleşmiş dünyanın sosyal formasyonu tarafından  tanımlanmış biçimi, antik çağlardan bu yana süregiden “çalışma” kavramı ile bağlantılarını koparmakta.

Sosyal bir varlık olan insan, artık çalışmasının ve emeğinin bugünkü düzende “gereksinim” duyulmayan ya da “pazar değeri” bulunmayan bir unsura dönüştüğünü görmektedir.

Çağlar boyunca “kıyamet” söylencesinin  etrafında dolanmış olan insan ve sanatçı, kıyametten önce “devreden çıkmanın” şokunu yaşamaktadır. Yani “kıyamet” gerçekleşmeden önce insanın tözsel anlamda bir “yokoluşu” devreye girmektedir. İnsanın “muallakta” olduğu bu ortamda “sanat”ın akıbeti  ne olacaktır ?

Sanırım bu günkü sanatçıyı “zorlayan” ahval budur ve bunun cevabı “gergedanlaşarak” değil insanı yeniden değerli kılabilecek “yeni bir klasisizme dönüşte” aranmalıdır.

(x) Y.Bölge Plancısı (ODTÜ), Mimar (İTÜ)

0 Yorum

Yorum Yaz

DUVAR

DUVAR

Ziyaretçi Defteri

  • Hiç İşte / 25 Mart 2019:
    Merhabalar, Hiç İşte olarak mesajlarınızı bekliyoruz. »

bizi takip et

INSTAGRAM