15 Temmuz, 2020

             Lorca’nın ‘Konuşmalar’ kitabını okurken İspanyol şairi Don Luis de Gongora’nın ölümünün üçyüzüncü yıldönümünde Lorca’nın yaptığı bir konuşmada imge hakkında söyledikleri, bana bu yazıyı yazma ivmesi verdi. Genelde şiirdeki imgelerde doğaya benzetme yaygındır. Lorca’nın dediği ise; “Gongora, imgelerini, doğadakilere benzeterek yaratmaz, aksine nesneyi, şeyi ya da eylemi beyninin karanlık odasına taşır ve bunlar oradan bir araya gelecekleri o başka dünyaya büyük sıçrayışı yapmak için biçim değiştirmiş olarak çıkarlar.”(1) Kavağa Gongora’nın “yeşil lir” demesini örnek olarak verir. Ece Apaydın’ın “bir uzun attır zaman bahse yatan”(2), Özge Dirik’in “kötü huylu bir kist dünya / tanrının bedeninde”(3), Salih Aydemir’in “ah içimde bir böcek gibi dolaşan hayat”(4) dizelerini de ben örnek vereyim. Şiir yaratma sürecinde Lorca, şairi ormanda bir gece avına çıkacakmış bir avcı gibi betimler. “Odysseus gibi Siren’lere karşı kulaklarını tıkamalı, oklarını canlı metaforlara fırlatmalıdır….. Şair avına temiz ve sakin hatta kılık değiştirerek gitmelidir. Seraplara karşı soğukkanlı olacak, şiirin, henüz belli belirsiz sezinlediği planıyla uyuşan, yüreği çarpan ve gerçek olan avları ihtiyatla gözetleyecektir. Kolaycılığın kötü ruhlarını kaçırmak için şiir yalnızlığında koca koca çığlıklar atmak gerekir kimi kez.”(5) Şair, dışarıyı ve yaşadıklarını sessizce gözlemleyen, gözetleyen, kaydeden olmak zorundadır. Bellek, şairin en güvenilir limanıdır. Yalnız şiirde değil tüm edebiyat dallarında bellekteki kayıtlı olanlara başvurarak daha güçlü anlatılar, imgeler oluşturulmuştur. Ray Bradbury, durmaksızın usul usul dolan bardaklara benzetir yazarları. “Yıllar içinde kendimizi sesler, görüntüler, kokular, tatlar ve irili ufaklı insan, hayvan, doğa, durum dokularıyla doldururuz. Bu izlenimler, deneyimler ve onlara verdiğimiz tepkilerle dolarız. Yalnızca somut data değil, algıladığımız durumlara verdiğimiz tepkisel data da bilinçaltımızda yer alır. İşte esin perisini besleyip büyüten gıdalar bunlardır….. Herkeste bulunan bilinçaltı dediğimiz olgunun yazarlar açısından yaratıcı boyutuna esin perisi deriz.” (6) Esin perisini beslemek için de yaratıcı insanın çocukluğundan itibaren aç olması gerektiğini söyler, bu açlıkla iyi yaşayıp, iyi okuyarak, gözlem yaparak varlığını besleyerek, kendini yazmak konusunda eğiterek, birçok alıştırma yaparak sonunda esin perisine dans edebileceği bir oda verileceğini yazar. Beklemekle gelecek değildir esin perisi. Şair çevresine bakmayı bilirse, gözlemlerse, okursa, diğer sanat dallarıyla ilgilenirse ilham perisini de bulabilir. Bazen karanlıkta yazarım şiiri. Çünkü karanlık duyularımla, aklımın kucaklaşıp sınırların kalktığı siyah bir boşlukta bir tüy hafifliğinde uçmalarını sağlar. Karanlık bazen benim esin perimdir.

Şiir, imge ve metaforla ilgili tanımlar yapmak çok da doğru değildir. Çünkü her şairin şiir yazma serüveni, imge, metafor kurma yöntemleri çok değişkenlik gösterir. Ama yine de bir şairin şiire bakışı, şiire varışındaki yolu, yöntemini dile getirişindeki şiirsellik ilgimizi çeker. Lorca esinin, giysiyi yani şiiri değil ancak imgeyi verebileceğini yazar. Çıplak imgeyi giydirmek için de şairin sözcüklerin niteliği ve sesleri üzerinde sabırla çalışması gerektiğini vurgular. “Büyük bir şair, bir dile hayat veren bir çiğdir daima.”(7) der Lorca. Kimi şair dili bir kiraz dalı gibi indirir, eğer, kaldırır, kimisi sarmaşık dalı gibi burar, asar, sarkıtır kimi şair ise durgun bir su içine batıp çıkan karabatak gibi su altıyla su üstündeki iki dünyayı dillendirir. Şair aslında resim çizer sözcüklerle. İmge bana önce resim olarak gelir. Sonra sözcüklere evrilir. Şiir yazmanın verdiği zihin yorgunluğunun bir nedenidir renkle, çizgiyle değil de dille görselliği yaratmak. Resim yaparken renkler ve çizgilerin, ressamın tasarlamadığı gizlenmiş kapıları ortaya çıkarma olasılığı fazladır. Elbette bunu başarabilmek için de görmeyi ve yakalamayı bilen deneyci göz gerekir. Ama şiirde rastlantının yeri pek yoktur. Şairin sözcükleriyle okuyanın zihninde canlandırmasını sağladığı imgesel görsellik, her okuyanı farklı bir resme de ulaştırabilir. Metafor, şiirin omurgası gibidir. “Bir metaforun hayat bulması için iki temel unsura ihtiyacı vardır. Biçim ve eylem alanı. Merkezde bir çekirdek ve bunu çevreleyen bir perspektif. Çekirdek, ilk kez karşılaşıldığı için şaşırtıcı olan bir çiçek gibi açılır, fakat onu saran ışıkta çiçeğin adını bulur ve kokusunu içimize çekeriz. Metafora hep görme duyusu hükmeder, fakat onu sınırlayan ve ona gerçekliğini veren de yine bu görme duyusudur. Şiirleri en uçucu şairler bile metaforlarını ve imgelerini çizme ve sınırlarını belirleme gereği hisseder.”(8) Lorca’nın şairin, bedenin beş duyusu konusunda uzman olması gerektiği düşüncesine katılmayan yoktur. ‘Şiir’( Korecede şiir, şi diye söyleniyor.) adlı güney Kore filminde izlediğim bir sahne geldi gözümün önüne. Şiir yazmayı öğrenmek isteyen alzaymır hastalığına yakalanmış atmışlı yaşlarda bir kadın şiir kursuna gitmeye başlar. Öğretmen cebinden bir elma çıkarır, daha önce elmayı kaç kez gördüklerini sorar ve daha önce elmayı hiç görmediklerini söyler. Gerçekten bir kez olsun elmayı görmüş olanın onun özünü bilip, onunla iletişim kurduğunu, gölgesini gözlemlediğini, ısırarak gün ışığını özümseyişini hayal ettiğini söyler. Gözlemlemek sonra dokunmak, koklamak, ve tadını almak… Gerçeklikten yola çıkmak için gerekli olan tanıma, özümseme evresini yaşamalıdır şair. Ressam ve heykeltıraşlar için de aynı görme çalışmaları geçerlidir. Örneğin atları gözlemleyerek birçok at resmi yapmış bir ressam için bir süre sonra artık karşısında at olması gerekmez resmini yapabilmesi için. Çünkü beynine, duygularına kazınmış bir at algısı vardır artık. Gerçek, ressamın kendi gerçekliğine dönüşmüştür zihninde. Şair de yaşadığı, gözlemlediği olguları, duyguları, nesneleri, doğayı algı süzgecinden geçirdiği zaman şiirinde bazen gerçekten farklı gibi gözükse de şairin gerçekliğiyle etkileyici imgelere bürünebilir. Lorca da bedensel beş duyuyu şu düzende sıralar: görme, dokunma, duyma, koku ve tat alma. Akla doğuştan kör bir şairin nasıl yazdığı geliyor ister istemez. Lorca, “Doğuştan kör olan biri, nesnel metaforların görsel şairi olamaz, çünkü doğanın oranları hakkında hiçbir fikri yoktur. Körün en iyi olduğu alan, Mistik’in sınırsız ışığının, gerçek nesnelerden arınmış ve bilgeliğin uzun meltemlerinin estiği alanıdır.” (9) Nesnel metaforların görsel şiirine Sylvia Plath’ın yazdığı bir şiirden örnek verecek olursam; “katlıyor yüzünü, halis kumaş gibi./ Bir daha serilmemek üzere. / O sırada, esirgenmiş gülümsemelerden kurtlanmış gökyüzü / geçiyor, bulut ardına bulut/ Ve gelin çiçekleri bir tazelik tüketiyor.(10) İki dize de Elif Sofya’dan; “Geceyle genişlerken şarkısı nehrin / dünyayı bir ev gibi geçirirdik üstümüze.”(11) Şiir yazarken gerçekliğin unsurları başka bir gezegene kanatlanıp nesnelerin, doğayı oluşturan bileşenlerin bazılarıyla görsel bir mekan oluştururlar. Doğan Ergül’ün dizeleriyle; “kayıklar bulurdum tarlada / içinde uyurdu zaman…” (12) Lorca’nın kitaptaki yazısının şairi Gongora da “Alacalı kuşlar-tüylü lirler- / taçlandırıyordu yabanıl koroyu, / dereyse dinlemek için onu / yıkadığı çakıl taşları kadar / beyaz köpüklerden kulaklar yapıyordu.” (13) diyor. Metin Altıok, imgeyi yaşamın bütünselliğinden fırlamış bir ateş topuna benzetir. Ben de dayanamayıp bir tanımlama yapacak olsam; imge, tanıdığımız nesneler ve doğa bileşenlerinden aklı ve duyguları uyandıracak bir rüya tasarlamaktır, derim. Her şaire göre değişen imge ve şiir üzerine farklı tanımlamalar vardır. Lorca’nın yazısından yola çıkarak oraya buraya saptığım bu gezintiyi, Lorca’nın dizeleriyle sonlandırıyorum.

“Yüreğim dinleniyor soğuk suyun yanında. / (Ağlarınla ört onu / unutuş örümceği.)”(14)

“Yüreğim  bir  yılan  benzeri / sıyrıldı  eski  gömleğinden, / işte  balla,  yarayla  dolu / arasında  parmaklarımın”(15)

 “İskeleti uyuyor çevremde / binlerce kelebeğin. / Bir gençlik geçiyor ırmaktan / çılgın esintilerle.”(16)

Dilek Değerli

Kaynaklar:

(1) Federico Garcia Lorca, Konuşmalar, Çev. Suna Kılıç, Alef  Yay.2010, s.61.

(2) Ece Apaydın, Ben Salome, Artshop, 2017, s.52.

(3) Özge Dirik, Hayat Susunca Konuştu Ölüm, Artshop, 2009, s.19.

(4) Salih Aydemir, Kırık İğne, Noktürn, 2015, s.28.

(5) Federico Garcia Lorca, a.g.e, s.62.

(6) Ray Bradbury, Yazın Sanatı ve Yaratıcı Yazarlık, Altıkırkbeş Yay. 2017, s.38

(7) Federico Garcia Lorca, a.g.e, s.66.

(8) Federico Garcia Lorca, a.g.e, s.52.

(9) Federico Garcia Lorca, a.g.e, s.52-53.

(10) Sylvia Plath, Ariel ve Seçme Şiirler, Çev.Yusuf Eradam, Kırmızı Kedi Yay. 2012, s.31

(11) Elif Sofya, Düzensiz, Pan/Heves kitaplığı, 2010, s.29

(12) Doğan Ergül, Güzü İnciten Yara, Yitik Ülke Yay. 2017, s.73

(13) Federico Garcia Lorca, a.g.e, s.50

(14) Çağdaş İspanyol Şiiri, Çev. Sait Maden, Çekirdek Yay. s.51

(15) Federico Garcia Lorca, Bütün Şiirler-1 Çev. Sait Maden, Varlık Yay. 1984, s.98

(16) Federico Garcia Lorca, Bütün Şiirler-1 Çev. Sait Maden, Varlık Yay. 1984, s.128

0 Yorum

Yorum Yaz

DUVAR

DUVAR

Ziyaretçi Defteri

  • Hiç İşte / 25 Mart 2019:
    Merhabalar, Hiç İşte olarak mesajlarınızı bekliyoruz. »

bizi takip et

INSTAGRAM