6 Nisan, 2020

   A.RAHİMKILIÇ

Bir Sanat Kollektifi’nin Mardin’deki ilk buluşması vesilesiyle sevgili Salih Aydemir’le Diyarbakır’da tanıştık. Acılı ciğer kebabından sonra birlikte Mardin’e kadar bir saatlik şiir yoldaşlığımız oldu. Şiirin ruha sızan samimiyetiyle aramızda yürekten bir dostluk oluştu. Bu vesileyle uzun bir ara verdiğim sinema yazılarına yeniden dönüş yapıyorum, fakat şiire sırtımı dönmeden, belki de Hüseyin Alemdar’ın deyimiyle “Bir yanım şiir, bir yanım sinema” kalsın diye!

1895’te Lumiere kardeşlerin Paris Grand Kafe’de yaptıkları ilk gösterimden bugüne değin filmin, sinemanın önemi aralıksız artmaktadır. Taşınabilir görüntünün renk ve desen değiştirerek kendine yeni mecralar bulduğu günümüzde sinema bir meram anlatma, ideoloji aracı olmanın ötesinde bireylerin kendini duyumsama ve duyumsatma aracı niteliğine bürünmüştür. Sosyal medyanın ve sanal olanın öne çıkmasıyla varlığını duyurmak isteyen birey, görüntü aracılığıyla mecrada kendine yer bulmaya çalışmaktadır. Gerek youtube, facebook, instagram gibi medya kanallarında, gerekse bağımsız bloglarda her gün binlerce kısa film yayımlanıyor. Bu kısa filmlerin birçoğu mizahi ögeler taşısa da muhalif bir algıyı da gözler önüne sermekten kaçınmıyor.

Kısa film, sinemanın skecidir, diyebiliriz. Ya da sinemaya giden yolda atılan ilk adımlar… Son yıllarda televizyonlarda şiddeti kutsayan, ırkçılığı kışkırtan, toplumu ötekileştiren ve bölen filmlerin gittikçe arttığı görülmektedir. Bu durum sinema filmleri için de geçerli. Fakat kısa film bu noktada farklı bir duruş sergiliyor. Yukarıda sözü edilen gösterim mecralarına baktığınızda televizyon ve sinema gösterimlerinin tam tersi aşkı, barışı, eşitliği, kardeşliği kutsayan; şiddeti ve ırkçılığı reddeden bir yapı dikkati çekmektedir. Üstelik sosyal medyada izlenme oranları da şaşırtıcı düzeyde yüksektir.

Türkiye’de yüzü aşkın kısa film yarışması düzenlenmektedir. Bütün bu yarışmaların jürileri de gerçekten kayda değer ve sinemaya emek veren kişilerden oluşmaktadır. Yarışmaya gönderilen bütün filmleri izliyorlar mı bilmiyorum, ama gerçekten ödül alan, dereceye giren kısa filmlere bakıldığında hakşinas davranıldığını iddia edebilirim. Ayrıca jüri üyelerinin sosyal bir mesajı olan ve yaşamı önceleyen filmlere değer biçtiğini de söyleyebilirim.

Bu bağlamda birkaç kısa filme bakmakta yarar var: Rezzan Yeşilbaş tarafından çekilen ve oyunculuğunu Belçim Bilgin ve Cem Bender’in yaptığı “Bêdeng-Sessiz” filmi 2012 Antalya Altın Portakal Film Yarışmasında birincilik ödülü yanında, 65. Cannes Film Festivalinde de Altın Palmiye ödülü aldı. Film Diyarbakır Cezaevi ve 1980’li yılları anlatıyor. Gülistan Acet’in çektiği ”Karpuz Cenneti” 2013 yılında 50. Antalya Altın Portakal Film yarışmasında birincilik ödülünü kazandı. Bu film fail-i meçhullerden etkilenen yedi yaşındaki bir çocuğun cennete gitme hayalini trajikomik bir tarzla ele alıyor. Birkaç küçük çocuğun uçurtmalarla savaş uçaklarını durdurmayı hayal ettikleri Sedal Altun’un kısa filmi “Uçurtma” aldığı onlarca ödülle sosyal mesajı olan kısa filmlerde dikkati çekmektedir. Bilal Çakay’ın çektiği küçük yaştaki kız çocuklarının erken evlendirilmesi konusunu ele alan “Salıncak” adını taşıyan kısa filmi birçok önemli ödülü almıştır.

Ferit Karahan’ın İstanbul 22. Uluslararası Film festivalinde birincilik ödülü alan “Tufandan Önce” adlı filmi politik mesajını izleyiciyi sıkmadan derin bir ironiyle sunuyor. Bunlar dışında Ramazan Kılıç’ın “Penaber”, Mustafa Koray Polat’ın “Duvar”, Şeyhmus Sarice’nin “Elma”, Aziz Çapkurt’un “Sessizlik” filmleri muhalif bir sanat damarı olarak kısa film aracılığıyla ötelenmiş, görmemezlikten gelinmiş, yok sayılmış acılara ve duyarlılıklara dokunan yaklaşımlarıyla akla gelen ilk örneklerden sayılabilir.

Şüphesiz yoğun bir çalışma ile bakıldığında sosyal medyada daha birçok yönetmenin çalışmaları ortaya çıkacaktır. Ben sadece kendi sosyal çevremde kısıtlı olanaklarıyla zoru başaran birkaç gencin çalışmalarından örnekler verdim. Kısa film, uzun metraja giden yolda ilk adım olarak görülse de çağımızın hızlı yaşam kültüründe bence “sözü-görüntüsü olanın meramını anlatan en özgün ve çarpıcı yollardan biri olmuştur. Bu açıdan bakıldığında nasıl ki edebiyatta şiirin ayırt edici bir yeri varsa sanırım, görsel sanatlarda da kısa filmin kendine has bir konumu hep var olacaktır.

Senaryonuz umutla, objektifiniz aşkla ışıldasın diyerek…

0 Yorum

Yorum Yaz

DUVAR

DUVAR

Ziyaretçi Defteri

  • Hiç İşte / 25 Mart 2019:
    Merhabalar, Hiç İşte olarak mesajlarınızı bekliyoruz. »

bizi takip et

INSTAGRAM