8 Temmuz, 2020

Özgün Metin Yoktur Metinlerarasılık Edebiyatın Kendisidir

   Edebiyat eleştirisinin ortaya çıktığı ilk dönemlerden itibaren yazılı eserlerin edebi sayılıp sayılamaması konusunda pek çok farklı edebiyat kuramı ortaya konulmuştur. Başta Rus dilbilimci Bakhtin ve Fransız göstergebilimci Julia Kristeva olmak üzere, Michael Riffaterre, Genete, Harold Bloom, Roland Barthes, gibi edebiyat kuramcıları tarafından söz edilen ve pek çok çalışmaya konu olan metinlerarasılık kavramı da bir edebiyat kuramı olarak ele alınır.

   Postmodernizm ile ortaya çıkan metinlerarasılık, metnin anlamının yalnızca kendi içerisinde aranamayacağını belirtir. Bu yüzden bir metnin okunup anlaşılması aşamasında bir başka metnin etkisi aranabilir. Çünkü yazar metinini oluştururken birçok kaynaktan faydalanmaktadır.

   Metinlerarasılık kavramının tanımlanmasında Michael Riffaterre’in görüşleri önem taşımaktadır. Ona göre: “Metinlerarasılık, okurun kendinden önce ya da sonra gelen bir yapıtta başka yapıtlar arasındaki ilişkileri algılamasıdır. Öteki yapıtlar ilk yapıtın metinlerarası göndergesini oluştururlar. Bu ilişkilerin algılanması öyleyse bir yapıtın yazınsallığının temel unsurlarından birisidir.”

   Roland Barthes ise “Yazarın Ölümü” adlı yazısında metni, “kültürün binlerce kaynağının sonucu olan bir alıntılar örüntüsü” olarak tanımlarken metinlerarasılık kavramına atıfta bulunur. Hatta aynı yazısında yazarın özgünlüğünü metinlerarasılık bağlamında şu şekilde açıklar: “Yazar kendisinden önce olana öykünür ama bu asla özgün bir hareket değildir. Yazarın özgün gücü, yazıları karıştırmak, bazılarını başkalarıyla karşılaştırmak ve asla bunlardan tek birine dayanmamasıdır.” 

   Metinlerinde kendinden önceki eserlerle metinlerarası ilişkiler kuran yazar ve şairler kendi eserlerine anlam derinliği katmakla birlikte eski eserlerin de varlığını geleceğe aktarır. Behçet Necatigil: “Şiir, geçmişe yapılan atıflarla ilerler” der. 

   Günümüz şairlerinden Hilmi Yavuz’un şiirinde metinlerarasılık sayesinde geleneğin izleriyle karşılaşırız. Şeyh Galib, Fuzuli, Naili, Nabi, Baki gibi şairlere kimi zaman atıfta bulunur, kimi zaman ise onlardan alıntılar yapar. Ona göre: “Şiirler, büyük akarsulara, ırmaklara benzerler, kimileri akar akar, kimileri de yataklarında kurur kalır öylece. Irmağın kurumaması, ona katılan, o yatağa doğru gürül gürül akarak onu besleyen genç akarsuların olup olmamasına bağlıdır.”  

“İşte oradalar: john reed,                                                                                                                                    sultan galiyev, bela kun                                                                                                                                   derler ki gülün azına kanaat                                                                                                                       düşman kavi, tali’ zebûn                                                                                                                                                    de ki gülün hepsi bizim…” 

   Hilmi Yavuz “şimendifer işçileri anlatıyor (yıl 1925)” adlı şiirinin altı çizili kısmını Fuzuli’nin şu beytinden almıştır.

“Dost bi-pervâ felek bi-rahm ü devrân bi-sükûn                                                                                           Derd çok hemderd yok düşman kavi, tali zebûn

   Divan şairi de kendinden önceki metinlerle ilişki kurar. “Eski Türk edebiyatında terbi, muhammes, tahmis, taştir, tesdis, irsal-i mesel, nazire, telmih gibi uygulamalar da aslında metinlerarası ilişkilerdi[r].” Nesimi’nin gazellerinden alınan bir beyitte telmih sanatıyla kendinden önceki bir metne gönderme yapılır. 

“Hayr it ki dünye mezra’a-i ahret durur                                                                                                                Her kim ne tohm saçsa yine hem anı biçer”

   Nesimi bu beytinde okuru kendinden asırlar önce yaşamış olan Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig adlı eserinde yer alan bir parçaya götürür:

  “Bu dünya bir tarladır. Burada bugün ne ekilirse yarın o biçilecektir. İyilik tohumu ekersen iyilik çıkar, kötülük tohumu ekersen kötülük çıkar. İyilik insana azık, kötülük ise yük olur.”

  Kutadgu Bilig’de de geçen aynı ifade ise Yusuf Has Hacib’den öncesine, Hz. Muhammed (s.a.v)’in bir hadisine dayanır. 

“Dünya bir tarladır, burada neyi ekersen ahirette de onu biçersin.”

   Entelektüel okur dışında kalan ve varlığını büyük ölçüde sözlü gelenekle sürdüren halk edebiyatı eserlerinde de metinlerarasılık örneklerine rastlamak mümkündür. Pek çok halk hikayesi, destan, masal, deyiş, rivayet halk şairleri tarafından tekrar tekrar işlenmiştir. 

“Aşkın aldı benden beni, bana seri gerek seni                                                                                                    Ben yanarım dün ü günü, bana seni gerek seni                                                                                                                 Ne varlığa sevinirim ne yokluğa yerinirim                                                                                                              Aşkın ile avunurum bana seni gerek seni”

   Dörtlüğüyle başlayan Yunus Emre’nin bu şiiri aslında Hoca Ahmet Yesevi’nin bir şiirine nazire (benzer) olarak söylenmiştir.

“Işkıng kıldı şeydâ mini cümle âlem bildi mini                                                                                                  Kaygum sin sin tünü künü minge sin ok kirek sin

Taâla’llah zıhi mâni sin yarattıng cism ü cânını                                                                                             Kullık kılsam tüni künü minge sin ok kirek sin”

   9 ve 11.yüzyıllarda oluşmuş olan “Dede Korkut Kitabı” da içerisinde barındırdığı metinlerarası ilişkiler açısından önem taşır. Metinlerarasılığa örnek olarak Bamsı Beyrek ve Tepegöz hikayelerini gösterebiliriz.   

   Yalancı oğlu Yaltacuk’un Bamsı Beyrek’in öldüğünü kanıtlamak için onun kendisine verdiği gömleği kana bulayarak getirir. Bu olay Yusuf ile Züleyha kıssasını akla getirir. Çünkü, Hz. Yusuf’u kıskanan ağabeyleri onu bir kuyuya atarlar ve babaları Hz. Yakup’a onun kanlı gömleğini götürüp kardeşlerini bir kurdun öldürdüğü yalanını söylerler.

   Tepegöz hikayesinde ise Basat’ın Tepegöz’ü uyurken mızrağının ucuyla kör ettik sonra öldürmesi ile Yunanlıların Odysseia destanının baş kahramanı Odysseus ve kiklop Polphemus’un mücadelesi arasında benzerlikler vardır. Odysseus ucunu ateşte kızdırdığı bir çubukla uyuyan Polphemus’un gözünü çıkarır. 

   Örnekleri çoğaltıp çeşitlendirmesi açısından Batı edebiyatı eserlerinden de söz etmek mümkündür. Metinlerarasılık, Türk edebiyatında olduğu gibi Batıda da genellikle dini, mitolojik ve efsanevi metinler üzerine kuruludur. 

   Rus yazar Leonid Andreyev’in “Elazar” isimli hikayesinde, İncil’de söz edilen Lazarus isimli bir adamın Hz. İsa tarafından diriltildikten sonra yaşadığı olayları işlenmiştir. Hz. İsa’nın ölüyü diriltme mucizesi Kur’an-ı Kerim’de ise Maide suresinin 110.ayetinde anlatılır. Fakat Lazarus ismi Kur’an’da geçmez. 

   “Elazar üç gün üç gecedir ölümün esrarengiz hükümranlığı altında bulunduğu mezarından çıkıp da kanlı canlı evine döndüğü zaman, ileride adını çok korkunç bir ad haline getirecek o uzun tuhaflıkları uzun süre fark etmediler.” Leonid Andreyev, Elazar.

   James Joyce, ünlü “Ulysses” romanında metinlerarasılığı başarılı bir şekilde kullanmıştır. Ulysses hem isim olarak hem de karakterler ve bölümlere ayrılması açısından Homeros’un “Odysseia” destanıyla benzerlik gösterir. Destan kahramanı Odysseus gibi romanın ana karakteri Dublinli Leopold Bloom da bir yolculuğa çıkar. Fakat Bloom’un yolculuğu Odysseus’un aksine tek bir gün içerisinde tamamlanır.

   Edebiyat eserleri birçok kez sinema, tiyatro, müzik gibi alanlara malzeme vermesine rağmen şiir, hikâye ve romanların kaynağı da her zaman edebiyat metinleri değildir. Çünkü metin sadece yazılı bir şey olması dışında anlamsal bir yapıdır. Siegel (1984) ve Rowe’e (1987) göre de kendisinden anlam kurulan her nesne bir metindir. Dilsel metinler; hikâyeler, kitap bölümleri, şiirler, makaleler, masallar, vb. yazılanlardan oluşurken; semiyotik metinler: resimler, fotoğraflar, filmler, şarkılar, dramalar, haritalar, grafikler, beden dili vb. işaret ve çizimlerden oluşmaktadır. Geniş anlamda düşünüldüğünde kapsamlı bir şekilde anlam kurma dilsel ve semiyotik metinlerin birlikte yorumlanmasıyla mümkündür. (Akt: Akyol, 2003: 59–60)

   Ferit Edgü’nün “Do Sesi” adlı minimal hikayesi müzik, heykel ve felsefe gibi alanlara yaptığı göndermeler açısından önemlidir. Çünkü kısa olan metin, metinlerarasılık sayesinde anlamsal açıdan genişlemiştir. 

“…

   Pencereye sırtını dönüyor. Şimdi yaşlı adamın yatağına bir buçuk adımlık uzaklıkta. Arkasından aldığı güz ışığında görkemli bir yontu gibi kadın. Kımıldamadan duruyor. Gözlerini açıp kapıyor. Dudaklarını oynatıyor. Uzun bir süre geçiyor. Sinek uçsa kanat çırpışı duyulacak.

Durdu, yutkundu ve bir Do sesi verdi, uzun, çok uzun bir Do sesi; uzadıkça Wagner’i, Beethoven’i, Mozart’ı, Bizet’yi, hatta Goethe ve Nietzsche’yi düşlediği, bu nedenle daha da uzayan bir Do sesi.

…”    

Ferit Edgü, Do Sesi.

   Metinlerarasılık, yeni eserlerin oluşmasında zorunluluk arz etse de birçok kez intihal (aşırma) ile karıştırılmaktadır. Bu durum edebiyat camiasında büyük tartışmalara yol açmıştır. Hatta pek çok ünlü yazar ve şair de suçlamaların hedefinde kalmıştır. Bu yüzden iki kavram arasındaki fark iyi anlaşılmalıdır.  İntihal, bir tür hırsızlıktır. İntihal yapan kişi bir başkasının yazısını veya fikrini kaynak göstermeksizin kendi fikriymiş gibi ortaya koyar. Metinlerarasılık ise intihalin tam tersi bir durumdur. İntihalden uzak duran ve başka metinlerle ilişki kuran kişinin esinlendiği kaynağı saklama gibi bir ihtiyacı yoktur. 

   Başka birinin yazısından alınan kısımların ayraç, tırnak işareti, farklı yazı biçimleri kullanılarak; dip not, isim, kaynakça belirtilerek aktarılması intihal ihtimalini azaltır. Metinlerarasılığa başvuran kişinin şeffaf olması okurun güveninin kazanmasını sağlar. Kaynak belirtilemeyen durumlarda ise intihali ayırt edebilecek kişi ise örnek okurdur. 

   Sonuç olarak, Terry Eagleton’ın: “Bütün edebiyat metinleri başka edebî metinlerden örülmüştür fakat bu başka metin etkilerinin izlerini taşıdıkları gibi klasik bir anlama gelmez; çok daha radikal bir anlama, her sözcük, cümle ve kesitin yapıtı çevreleyen veya ondan önce yazılmış olan yazıların yeniden işlenmesi olduğu anlamına gelir. Edebî özgünlük, ilk metin diye bir şey yoktur. Bütün edebiyat metinlerarasıdır” olarak tanımladığı metinlerarasılık, bir edebi metnin kendinden önce ortaya çıkan eserlere istinaden ayakta kalması ve varlığını ileriye taşımasıdır.

Kaynakça

  • Necati Tonga, Rengarenk Bir Gökkuşağı: Hilmi Yavuz’un Şiirlerinde Metinlerarası İlişkiler, Hilmi Yavuz Akademik Sempozyumu Bildirileri (19 Nisan 2009, Mardin).
  • Ayşe Eda Gündoğdu, Metinlerarasılık Bağlamında Tahsin Yücel’in “Yalan” Adlı Romanı.
  • Medine Sivri – Selin Özkan, Karşılaştırmalı Edebiyatta Metinlerarasılığın Yeri ve Murathan Mungan’ın “Dumrul ile Azrail” Hikayesine Metinlerarası Bir Yaklaşım.
  • Yeliz Özay, Metinlerarası İlişkilerde Sözlü Yapıtların ve Sanatçıların Konumu Üzerine.
  • Ayça Önal, Metinlerarasılık Bağlamında Müzikal Metinlerarasılık.
  • Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig.
  • Berna Moran, Edebiyat Eleştirileri ve Kuram.
  • Melike Türkdoğan, Rasim Özdenören’in “Kuyu” Öyküsünde Metinlerarası İlişkiler
  • Tevfik Ekiz, Alımlama Estetiği mi Metinlerarasılık mı?
  • Muharrem Ergin, Dede Korkut Kitabı

Yağız İLHAN

0 Yorum

Yorum Yaz

DUVAR

DUVAR

Ziyaretçi Defteri

  • Hiç İşte / 25 Mart 2019:
    Merhabalar, Hiç İşte olarak mesajlarınızı bekliyoruz. »

bizi takip et

INSTAGRAM