5 Nisan, 2020

zifir ve şerbet, leke ve inkâr geçiyor gövdemden

esrimenin toplamadığı o şey, kör bıçak bir vakit

dönüş akşamlarının habercisi yabanıl melodi

önce çağrılmış sonra satılmış bir ruh

nasıl da susuyorum! her yeni yaranın eski adıyla

uzaklarda örselenip bana gelenden, dermandan

eksiltili bir cümle kurup nasıl da kaçıyorum

yazım nasıl kış oluyor burada ellerim nasıl dağ 

sesim hep yaz’dı oysa sana, güneşten yağan

ilk günümdü onca dem, onca körlük bundandı

dağılan dikkat, içime dağılan keşke’yle ilerledim

yük ağır yol boylu boyunca tuz arayışıydı

yanından geçtim yanık, kaç ah saymadım o an 

acının kazıdığı kayaları görüp attım kendimi kıyıya

anladım yazgı ziyan etmiş son limanımı -sağ salim çıkamam 

bu inanç bir israfmış umutlar için, her şey kırıldı tekrar

kapanmamış zarflar da sararmış fotoğraflar da yandı sonra

 

   

ve bir gün geldi omzundan beline indi sıcak irin

nereye uçtuysa küller, köz ne demekse anlamak istedim

hançer nedir bilince hatırladım benim de vardı bir bedenim

bu, tekleyen ömrümün tek iziydi eczasız

dedim temiz bir çocuk olarak kalsaydık keşke zamanda

annesinin sadece pazarları yıkadığı bir çocuk -o leğende

yiğit kerim arslan

0 Yorum

Yorum Yaz

DUVAR

DUVAR

Ziyaretçi Defteri

  • Hiç İşte / 25 Mart 2019:
    Merhabalar, Hiç İşte olarak mesajlarınızı bekliyoruz. »

bizi takip et

INSTAGRAM