6 Nisan, 2020

Tanımı yapılamamış iki şey vardır. Aşk ve şiir. Tüm sanatların kendine göre öğreti kuralları olduğu halde şiir yazmanın kuralı ve belli bir paradigması yoktur. “Şiir tekniği denilen şey aktarılamaz ve öğretilemez. Çünkü formüllerden değil, sadece yaratıcısına çırak yetiştirme izni bile vermemiştir.”

   Yapılacak tüm tanımlar eksik kalır. Denebilir ki her aşk gibi, her şiir de tanımını kendi içinde yapar. Her ikisinin de insana özgü oluşu, diğer insana özgü şeylere göre daha kuşatıcı oluşları, ortak paydalarda buluşmalarına neden olmuştur. 

                         ***

   İnsanın en ince duygusunun izleği olarak aşk, en damıtık dil sanatı olan şiirle birlikte günlük yaşamın kıskaçlarını kırmada, onu aşma yolunda bir olanaktır. 

   Aşk da, şiir de “ben”in kendini aşmasıdır, yaşamın zulmüne karşı bir başkaldırıdır.
  
    Ece Ayhan; “Aşk örgütlenmektir, bir düşünün abiler” derken biraz da iç dünyamızın örgütlenmesini kastediyordu. Bu; yalanlara, dolanlara bulanmamış yoğun bir duyarlılığın örgütlenişidir. İnsanın kendi doğasını örgütlemesidir. 

                          ***

     İnsanlar yaşam içinde doğal olarak mevcut anonim dili kullanırlar ama şiir de, aşk da bu dili özelleştirir. Şiir özel bir dil yaratmaysa aşk da özel bir dünya, bir ülke yaratmaktır. Bu ülke, bilinen coğrafi tanımların ötesindedir. Sınırları sadece şair ve aşıkın kendisi çizer. Kolayca genişleyip daralabilir bu sınırlar ve bu ülkenin isim babası yoktur. Aşığın biri “Gülistan” der, şairin biri “Şiiristan”.

     Aşkın dili tüm dillerden ayrı bir dildir. Şiirin dili de ayrı, efsunlanmış, gizemli bir dil değil midir. Her ikisinde de söz dilden değil kalpten çıkar. Bilinen şeydir hani dilden çıkan söz kulağı aşmaz ama kalpten çıkan söz kalbe kadar uzanır. Aşk gibi şiir de iki insan arasında bir sohbettir. Ama bu sohbet zekanın ya da aklın değil ruhların sohbetidir. 

                                       ***

    Düşlerle beslenir şiir, yaban ve aykırıdır. Çünkü şiir de aşk gibi mantığımızın tanımladığı düşünceleri ve basmakalıp duyguların değil tanımlayamanı gözlemekte ve özlemektedir.

     Şiir hayal gücü sayesinde kendisinden başka varlıkları da ifade eder, kendi varlığı dışındaki varlıklara yönelir. Aşkın kimyasında da görürüz bu yönelmeyi. 

    Aşkta olduğu gibi şiirde de heyecan ve tutku vardır. Her ikisi de bir coşkuyu ve tutkuyu renklendiriş, titretiş tarzımızdır. “İnsan hayatı şiir olmaksızın insan hayatı değildir” diyor J.Jarell. Birileri bu cümledeki şiir sözcüğünün yerine aşkı koysa yanlış mı diyeceğiz. 

    Ayrıntı önemlidir. Birçok şeye teleskoptan baksa bile, aşk ve şiir mikroskop da kullanır. Aşk uzaklıkları yok etmek ister. Şiir de uzaklıkları yakınlaştıran bir köprü değil midir?

     Şiir de aşk da anarşisttir. Suç işler, başkaldırır. Neruda “Şiir ile çılgınlık el ele gider aklı başında bir insan için şair olmak nedenli zorsa, şair için aklı başında olmak o denli zordur” demiş. Aşk için de öyle değil mi?

                                    ***

      Aşkın yarattığı bağlam geçicidir. Ama şiir sürekli olanı yaratma arzusundadır. Bu yüzden belki de şiir “sonsuz aşk” tutkusudur. Aşk daha çok yaşadığı “an”a vurgundur. Şiir ise vurgun olduğu anı yaşatmaya, zamanı ve mekanı bir daha asla ayrılmayacakları bir biçimde buluşturmaya çalışır. 

                                       ***

      Şiir aşkı sever, aşk da her sözün şiir olduğu yanı. Böylece kolkola yürürler. Şiir “bir varmış”ları aşk, “bir yokmuş”ları söyler yani bizim masalları. Boşuna değildir aşıkların serenatlarında şiire sığınmaları.

Aşk gibidir şiir, şiir gibidir aşk. Birer içi yangınıdırlar ki, ne dilleri ne külleri başkasına benzemez.

Şiir için aşk, aşk için şiir gerekir. Bize de her ikisi. Hayatın bu iki asi çocuğuyla asla aranızı bozmayın. 

      Şiirsiz ve aşksız kalmayın.

                                                 A.HİCRİ İZGÖREN

0 Yorum

Yorum Yaz

DUVAR

DUVAR

Ziyaretçi Defteri

  • Hiç İşte / 25 Mart 2019:
    Merhabalar, Hiç İşte olarak mesajlarınızı bekliyoruz. »

bizi takip et

INSTAGRAM