8 Nisan, 2020

İlk kitabı “Rüzgâr Saati” yle şiir dünyasına adımını atar Gülten Akın. Elli yılı aşan şiir hayatına, bu kitapla, yöresel halk şiiri tadında şiir yapısını ilk şiirlerden itibaren kurmaya başlayacaktır. İlk kitabın ilk şiirinin ilk bölümünde; “Şimdi dünya boşlukta yavaş/  Sen bütün canlılardan uzaksın yalnızsın/  Rüzgâr usandı doruklarca/ Dağ çiçekleri uykuya vardı” dünyayı, kendisini, canlıları ve doğayı anlatarak kurmak istediği şiiri görüyoruz. İlk kitabındaki “Deli Kızın Türküsü” şiiri üç bölümden oluşur. İlk bölüm ”Sabahleyin” ; umutludur. “karayı kaldırın mavi koyun umudumu yitirmedim” ikinci bölüm “Akşamüstü” “Maviyi kaldırın kara koyun sırasıdır/ Bana yeni tutkular gerek bıktım/ Bir solukta buz gibi yaşamak isterim/ Beni öldürürse bu umut öldürür” umut etmekten yorulmuştur. “Gece Türküsü” son bölümdür; “Başlar gecenin oyunu delice”  onun karmaşasıdır.  Gülten Akın’ın yaşanmamışlığını umudunu isyan etmeden usul bir söylemle, bölümlere ayırarak ifade ettiği ilk şiirlerinden biridir bu. Umut, umutsuzluk ve kendi kendinin gelgit yapan sesinin, gecenin ağzından dile getirilişidir.

                                     Gülten, orta halli ama muhafazakâr sayılacak Yozgatlı bir aileden gelmektedir. 1933 yılında doğmuş, Genç yaşta üniversitede tanıştığı arkadaşıyla evlenmiştir.  Ataerkil bir aileden gelişi, şiirlerine de yansıyacak, evliliğini, kendisini ve şiirini korumaya alacaktır. Bu korumayla; Behçet Necatigil ve halk şiiri tadında derli toplu, isyan etmeyen ama derdiyle de insanı saran, daha çok bölümler halinde klasik şiirler yapacaktır.

                                     İlerki şiirlerde de aynı ruh halini ben’den bize geçerek  açıklayacak, bunu da toplumsal şiire geçiş yaparak devam ettirecektir. Bütün şairlerin şiire kendilerini anlatarak başlamaları tesadüf değildir. İnsanlar önce kendilerinden ruh hallerinden, kırıklıklarından, sevinçlerinden başlarlar yazmaya. Ve aslında “Rüzgâr Saati’nde toplumsal şiirin başlangıç noktaları vardır: “Elma-serçe-Çocuk”, “Bir karınca başını çevirdi”  “Kaza” “Çocuğun Ölümü” gibi…

                                        Şair, bir söyleşisinde şiirlerinin izleklerine göre dönemlere ayrıldığını söyler. İlk üç kitabında (Rüzgar Saati, Kestim Kara Saçlarımı ve Sığda) bireysel izleri, sonraki kitaplarında da toplumsalı  (Kırmızı Karanfil, Ağıtlar ve Türküler, İlahiler..) baskın olarak değerlendirir. Bir söyleşisinde de, şiiri biraz dişil gördüğünü, bununla da kadınların daha duyarlı ve ince olduğunu söyler. Şiirin aslında en saf çocuk dili olduğunu söyleyebiliriz. Eğer dişil yönünü evetlersek, bunun kadın yönünün duyarlı ve ince oluşuna, kadınların hayattan daha çok dayak yemelerine ve bir takım yük ve zorluklara katlandıkları için zorluğun içinden doğan ve saran şiirler yazdıklarını söyleyebiliriz. Peki bu erkek şairlerde olmuyor mu? Oluyor elbette fakat daha ünlemli ve daha asi bir şiir yolunu izlemektedirler. Özellikle Gülten Akın şiir sesini, yaşadığı zamanın sesini yansıtıp, bunu zamana yayarak haykırmadan yapmış, buna rağmen derdini anlatabilmiş, mesajlarını iletebilmiştir.

                                        Özne şiirler yani “ben” şiirlerini yazarken, düşündüğünün ayırdındaki “ben”le yazmıştır. Bu Descartes Dönemi’ne kadar olan Aristoteles’in kullandığı zihinsel bir oluşumu ifade eden töz şeklindeki “ben” değil, 17. yyılda modern felsefeyle başlayan öznenin dayanak arayan, duyduğu gördüğü düşündüğünün ardındaki “ben”dir. Şairin ben kullanışını, kadın duyarlığı ve halk ağzıyla örnekleyelim: “Kaçıp sevgilerin korkunç tuzaklarından/ Kaçıp ana olmaklardan eş olmaklardan/ Kentlerdeki yadırgı papuçlu yalnızlığa/ Dağlardaki kırmızı ışığa varıldı”, “ Bir çağ ki öyle en olmayacağı/ kuşatır yasaklar üstünü örter/ susuz bir tavşansın dolanırsın/ suya değer ayakların” Yasaklar, kurallar yetiştiriliş tarzından büyüdüğü aile ortamındandır. Bu toplumsal değerler ve normlarda yetişen Akın, nasıl davranılması ve bu düzene aykırı yaşamaması gerektiğini öğrenmiştir. Bireysel hayatının düzenini korumuş, toplumsal haksızlıklara karşı çıkmış ama hayatını bir tek şiirde gerçekleştirdiğini de ifade etmiştir:  “Ellerim tutmanın elleri gözlerim bakmanın/ Benim değil ayaklarım yürümenin/ Solumaya bir yerlerim sevmeye başkası/ Ben yaşamanın olmalıyım öyleyse, değilim” “Benim yaşamım mı ne, belki de şu : / Kesin bir şiirde kendin gibi olmak”

                      Amin Maalof “Beni bir başkası değil de ben yapan şey, iki ülkenin iki üç dilin pek çok kültür geleneğinin sınırında bulunuşumdur” der. Lübnan’da doğduğu ve Fransa’da yaşadığı halde, kimliğinin yerlere bağlı olmasıyla kimliksizleşeceğini ve bir tek kimliği olduğunu söyler. Gülten’in  hissettiği aidiyat duygusu da bir yere bağlı değildir, yerin zamanın önemi yoktur. Bunu söylerken, yine toplumsal acıların kendisinin önünde olduğunu vurgular: “Gülteni Yozgatlı demesinler bundan böyle/ Nerde ölürsem oralı olayım/ Doğularda, yolsuz dağların/ Soğuk suların başında öleyim”

                       İkinci kitabı “Kestim Kara Saçlarımı” kitaba adını veren güçlü şiirlerindendir. Önce yaşadığı hayatı özetler: “Uzaktı dön yakındı dön çevreydi dön/ Yasaktı yasaydı töreydi dön/ İçinde dışında yanında değilim/ İçim ayıp dışım geçim sol yanım sevgi/ Bu nasıl yaşamaydı dön”

                       Töreler vazgeçilmezdir, onlarsız olmaz, taşınır yaşanır normlardır. Akın da diğer kadınlar gibi, bu törelere kadın olduğu için, erkeklere oranla daha fazla boyun eğmek zorundadır. Saçlar, kadınlığın yine vazgeçilmez simgesidir. Uzun saçlar Anadolu’da kadınlıktır. Kesilmesi günahtır, pek çok günah gibi. Saçlar Güzelliktir. Kesilmesi gariptir ve başkaldırı demektir. Akın’da; “Kestim Kara Saçlarımı” nda töreler, yasaklar kurallarla beraber bir isyandır, saçların kesilme ifadesi. Eril toplum, eril dil ve nihayetinde eril şiire bir isyan : “Kestim kara saçlarımı n’olcak şimdi/ Bir şeycik olmadı- Deneyin lütfen-/ Aydınlığım deliyim rüzgârlıyım/ Gittim geldim kara saçlarımı öylece buldum” İsyanını kendisine ait olan saçını keserek ifade etmiş, kendi sınırından yine de dışarı çıkmamış çıkamamıştır. Ona ait olan bir tek saçları vardır rahatça kullanacağı, belki başka organ ve uzuvları da vardır ama bu isyandan başkaca da isyanı olamaz, buna gücü de yoktur şeklindeki  bilinçaltıyla ilk ve en zor zinciri kırmıştır: “Şimdi şaşıyorum bir toplu iğneyi/ Bir yaşantı ile karşılayanlara/ Gittim geldim kara saçlarımdan kurtuldum”  Bu;  Turgut Uyar’ın “Bir başkaldırma ancak saçlarından tutulur” dizesini de aklımıza getirir

                              İlk kitabı “Sığda”’yla Türk Dil Kurumu 1965 Şiir Ödülü’nü alır. Şiir işçiliğinin ve duyarlığının öne çıktığı bir kitap olmuştur. Ardından gelen “Kırmızı Karanfil” de “Ah, kimselerin vakti yok/ Durup ince şeyleri anlamaya” diyecek, hızlı geçen hayat ve zamanda durup incelikli şeylerin farkına varacak insanların yüreğine seslenecektir. Biçem olarak ikinci yeniden etkilenmişse de köylünün ve ülkemizin kırsal kesiminin acılarını duyumsayarak yazdığı şiirler, halk dilinden beslendiği sözcükler ve hatta kurduğu dizeler geleneğe bağlı kendi çizgisini yansıtan klasik bir şiirin yapısını çizecektir.

                             Gülten Akın’ın şiir kitaplarının isimleri de, bize şiir çizgisini ve tanımını yapan bir diğer bakış açısı olacaktır bizim için: Başta “Kestim Kara Saçlarımı” “Kırmızı Karanfil” diye başlayan bireysel şiirlerle yola çıkarken, “Ağıtlar ve Türküler”, “Seyran Destanı”, “Maraş’ın ve Ökkeş’in Destanı” gibi şiir kitaplarında toplumcu gerçekçi bir çizgi izleyerek, halkın yoksulluk ve açlık savaşını, şehirlere göç edişini çağdaş bir destan şeklinde dile getirir. Akın, bir söyleşide; kendisinden başlayarak yazdığı şiir hayatında, kendisinden daha önemli ve daha gerçek hayatların ve daha büyük dünyalar olduğunu söylemiş, bu yüzden toplumcu şiirlere yöneldiğini açıklamıştır.

                              Bu toplum çocukları cezalandıran, her fırsatta kapital sisteme boyun eğmiş, duygudan yoksun ve düşünmeyen çocuklar yetiştiren bir toplumdur:  “Dövün çocuklarınızı suçsuz/ Erken tanısınlar cezayı/ Cezaların suçlardan çok olduğu dünyada/ Dövün çocuklarınızı / Atlar gibi gözlüğe alıştırın/ Gözleri göklerden genişse/ Almadan vermeyi öğrenmişlerse Vurun ellerine ellerine” Aynı toplumda işkence ve  işkenceciler vardır. Bu toplum aynı zamanda, takdir eden ve bunu yasal gören toplumdur: “ o askıyı kuran, o akımı veren/ elbet sen değildin/ sen yalnız gözlerini kapadın/ ellerini yıkadın sen /sonra bana uzattın biraz sıkıntıyla/ unvanın büyüdü, kutlandın ödüllendin /her şey sorulduydu, herkes şunu sustu:/ sonra o ellerle nasıl/ okşadın kızını/ nasıl şiir yazdın”  Bu toplum aynı zamanda duyarsız ve umarsızdır ama nereye kadar: “Kardeş benim ölüp ölüp dirildiğimi/ Şimdi dıştala sen umursama/ Bugün benim başımda ağrı/ Yarın senin de başında”

                               Kadın sesini koruyarak yazdığı şiirler, Gülten’in feminizm kaygısıyla değil, sosyalist bir ruhla, eşitliğin refahın özellikle kadının olduğu bir toplumun özlemiyle yaptığı içses çalışmalarıdır. İçses diyorum çünkü söylemi naiftir: “Astım işlek kalemim/ Yazamam oğul”, Bu içses toplumsal söylem taşıdığı zamanlarda bile dikkatlidir duyarlıdır slogandan ve ünlemlerden uzaktır.

                             Kullandığı sözcükler halk ağzındandır, türkü dilindendir, halk şiirlerindendir: “Yetirmek, dıştalamak, oy sarı gelin, gürleyi gürleyi, bendi, mapusane, ergi, ayakçak, nennilemek, nece, vs…” Sadece birkaç örnek. Zengin Anadolu ağzı ve Öztürkçe sözcükleri kullanmış ve anlamla beraber dile de önem vermiştir. Bu da şiirlerine zenginlik katarak, kendi duyarlığını daha sağlam yaratmasına ve kendi şiirini oluşturmasına yol açmıştır.

                             Yüreğinde beslediği aşk ve tutkuyla olan hayatını disipline ederek yaşamış olan Akın, aynı zamanda duygularını bastırarak topluma uygun davranışlarda bulunmuştur. Böyle bir gerilimi yaşadığı hayatını şöyle anlatır: “Sunduğu en değerli, yaşamın bana/ Çoban köpeğinin dikenli tasması bir kolye/ Kimi kumsaldayım ölü bir deniz kabuğu/ Kimi kıyı tutmayan bir deniz oluyorum/ Onardım kendimi geri çekilmelerle/ Yaşamı da seni de seviyorum”

                       Boşlukla boğuşurken sığındığı şiir, ömrünün sonlarında diyalize bağlanarak gördüğü tedavide de ona eşlik ediyor ve sitemi oluyor, hiçliğini mücadelesini ortaya koyarken çağın acımasızlığını da dile getiriyor ve yaşadığı hayatın özeti oluyor: “Sen bir şeysin orda/ toz olmamak için direnen/ Kan kardeş olduğun makine/ elbet daha değerli”

Gülten Akın KIRMIZI KARANFİL,Toplu Şiirler-I,  YKY İstanbul 2004

-Gülten Akın AĞITLAR VE TÜRKÜLER, Toplu Şiirler- II,  YKY İstanbul 2004

-Gülten Akın  UZAK BİR KIYIDA, Toplu Şiirler-III YKY İstanbul 2004

-Gülten Akın şiirlerinde kadın duyarlığı, Ruken Alp

-Şiiri Düzde Kuşatmak, YKY, İstanbul 2004

0 Yorum

Yorum Yaz

DUVAR

DUVAR

Ziyaretçi Defteri

  • Hiç İşte / 25 Mart 2019:
    Merhabalar, Hiç İşte olarak mesajlarınızı bekliyoruz. »

bizi takip et

INSTAGRAM