4 Nisan, 2020

1. Şiir yarışmalarında jüri olmaz ve kendine ithaf kitaba ödül vermez. Kitap arkası yazıları asla yazmaz. Şiir günlerinin sponsorluğunu reddeder. (şn. Bağışçılar tarafından ısmarlanmış, hayır derneklerinin malı mıdır şiir ödülleri? Ne önemi var, hiçbir zaman iyi şiiri öğrenemeyeceğimizi muştulayan şiir kitaplarının seslerini yükseltmenin?)

2. Popüler dergilerde ahkâm kesmez. Övmez, övülmeyi öngördüğü hiçbir yere dem vurmaz. Varlığının kanadına değeni bile reddeder. Bir yandan şiirlerinde militanlığını sergileyenler, diğer yandan kültürel gururunu, şiirlerinde gerginleştirenler, popüler kültür ve bilincin cazibesiyle düşüp kalkanlar… Beyinleri robotlaşmış çelik farelerce yenilmiş kimi şair kesmi…

3. İmza günlerinde okurun soluğundan devşirdiği kumkumalar atlasında şişinmez.

4. Rakı evine çevirmez evini. Hami olmaz; kendini övecek yumruların şişkinliğinin çobanı olmaz.

5. Din dimağından devşirdiklerini şiire kakalamaz; şiire gölge olacak ne varsa canı pahasına redder; peygamberliğini yapmaz bildiklerinin. Siyasa uzmanlarının kovuğunun borozanında nota aktarıcı değildir. Mistisizm üçkâğıtçıları loncasının farazi maceralarını anlatmak, resmi klişeyi ve medya klişesini yaymak, ahlaksal örneğe dönüştürülmüş yasaları öven klavye olmak usta şairin dışındadır…

6. Düzenin, sistemin ve şeyin adamlığını reddeder. Tahtın gölgesinde krallık yasasını geveleyen şiir mi olurmuş hem? Şiiri, iktidarın hegemonyacı muhalefetini yürütmesinde yeni ahlak kategorisi haline asla getirmez. Şiiri, iktidara hizmet eden, taşkınlığı gün ışığına çıkarma yeteneği olarak görenler, şeflerinden patronlarına kadar her düzeyden kutsal fahişe tarafından beslenirler. Devlet hissini düzene sokma işiyle uğraşmaz ki şiir…

7. İntihal yapmaz, anıştırmayı yeğler; kimsenin gölgesinde imza olmayı kabullenmez.

8. Dişil dil, eril dil ayrımına göbek tutanları aşağılar, şiirin cinsiyeti olmadığını zaten bilir. Erkek şair olmak baraj yapmaktır; kadın şair olmak akmak… Akışı barajla bölmek ya da baraj ilkesine karşı akış ilkesi oluşturmak… İki ayrı cins şairin metaforik evliliği değildir şiir. Şiirin eteğini kaldırsanız şiir görürsünüz. Şiire, şaire cinsiyet biçmek ne çok talihsizliktir…

9. Bir kör noktada, bütününün köklü bir keyifsizliğine hizmet etmez,

10.  Şiirin bir eşitlik ideolojisi olmadığını hep ilan eder. Gereğinde hem mevcut olanı, hem de eşit olanı yıkıma çağırır.

11. Şiiri, “âhlaksal güzelliğin çok geniş ve karmaşık patikası” olarak görmez.

12. Şiiri, tüm biçimlerin, yerel törelerin, her türlü ayrıntıların üstünde düşünür.

13. İnsanlığa yol göstermeye gücü yeten tek şiirdir; şair değildir… Bunu bilir ve aydın olduğunu dillendirmez.

14. Şiiri, insanlara kımıldamadan oturmayı, susmayı, dinlemeyi ve elektronik olarak üretilenleri edilgen biçimde kabullenmeyi sağlayan gerçeklik olarak sunmaz.

15.  Kapitalizmle barışık popülerizmin aşırılıklarının, açgözlü çıkarcılığın kaderciliğini yeğlemez.

16. Usta şair, uyumlu olamaz; uyum, hayvanların dünyasına ait yasadır, evet, bu yüzden, şiiri, uyumun çekiçlerine boyun eğmesi için şeylere bağlayamayız. Şiir, yaşayan zamanın hızlandırılmasıdır çünkü…
17.  Sinik kahkahayı, iğneleyici fanteziyi ve nihilistçe küçümsemeyi kucaklamayacak şiirin, kültürel bir süpermarkette geliştirilemeyeceğini, iktisadi buyruklara boyun eğen hayatın da şiiri olmayacağını belirtir.
18. Sık yazmaz. Işık çoğalınca köreltiyor da, çok şiir yazınca körelmiyor mu şair?

19. Şiiri referans filtresine ya da sabit şemaya uydurmaz. Ölçülerin dünyasında ölçütsüzlüğü ile tanım kazanabilir ancak şiir, bunu bilir…

20. Şair, cemaatçi olmaz. Cemaat, imanın çarpıtılmış yollardan sayıklamasıdır. Kutsallığın megalomanisi, şatafatlı dua yeridir. Herkesi buna razı göstermeye zorladıkça mümin olurlar. Benlik’in hastalıklı cazibesine beden verenler, ölümlülüğünün içinde azap çekmektedirler. Devşirilmiş mucize olarak da adlandırılabilir cemaat. Varoluşun kenarında donup kalmış balgamın inzivasında, şiiri yok etmeye çalışan gülünç teşebbüslerin çoğalışıdır cemaatçilik… (Has-olmayan has’ın siyaseti dergi mutfaklarında tütedursun, şiir, bir grubun özgül değerlerinin kanıtlanmasıyla ilgilenmez. Bir hesap-dışıdır o. Yarı-taktiksel mantıkla düğümlenmeyendir. Belirlenebilir bir ölçü olmaksızın ölçüsüzlüğün de keyfine karışır. Şiir, şairin adaleti değil, kaprisidir ta ki şairinin çarmıha gerilişi oluncaya kadar. Şiirin bizden istediği onunla birlikte eğilmemiz ve rızamız değildir…)

21. Kibirli zırvaları şiir görmez. Kelime fuhşu… Tekrarlana tekrarlana kanı çekilmiş kelimelerin bir dize içinde eşleşmesi… Onu yozlaştıranların soluğunda, tiksintin çoşkuyla yedirilmesi… Kibirli zırvaları şiir sanmak…

22. Entelektüalist yanlılık yapmaz. Safdil Psikolojizmden bilimsel miyopluğa değin kuramsal görü yokluğunun, şiiri, yorum bekleyen işaretler bütünü gibi algılanmasının, bir gösteri gibi dayatmasının ardında entelektüalist yanlılık olduğunu belirtmek gerekiyor. Şiir, yorumcu şüphe havasına büründürülünce, küçük ölçekli gündelik ahlakın sarsılmaz kurallarına itaate zorlanır. Şiir, kadercilik tezinde, düzenlilik olsaydı, mistisizmin koşulu sayılırdı. Oysa şiir, kaderciliğin sosyoanalizini reddeder…

23. Anonim fantezileri şiir diye diretmez. Görsel canlandırmalar, çizimler, kolâjlar, kesme figürler, ideogramlar, taslaklar ve fotoğraflar bir hikâyeyi anlatabilirler belki, ama şiir, biçimsel çağrışımlara ve tekrarlayan imgelere değinen anonim fanteziler değildir. Şiddetli heyecanın buyurgan anısı olabilir mi şiir?

24.  Tek başına Eros’çu olmaz. Diğeri olmadan erdemsizlik yapılmayacağı gibi, yalnız başına, Eros’un odasından dünyaya kafa tutmanın yarattığı dehşet de, birçok kişiyi etkileyen alçaklığı su yüzüne çıkarır.

25. Yasakçı olmaz. Yasakları çiğnemek, insanın kendini gerçekleştirmesidir. İnsan en çok şiirde kendini gerçekleştirir. Şiir ayrıcalıklı bir tutum içine girerek kafa tutar. Düzenliliğin ve sakınımlığın kurallarını hep tartışır. Suçlu bir özgürlüğe duyulan özlem mi demeliyiz buna?

26. Kariyerini, diplomasını etrafa yem yapmaz. Şairlik, ruhçözümcü gibi ne eğitim gerektirir ne de diploma. Değeri kendinde menkul hal. Paranoyak kutsal bir hava nereden geliyordu sanırsınız? Kimileri kutsal şeyhlik yağı sürünür, kimileri öfkesini kolay kolay tutamaz. Büyülü çemberi sürdürmeye hazır bir çevre edinmek için neler yapmıyor ki şairler… Şiir yazarlığı kutsal hizmetmiş gibi…

27.  Vasatı reddeder. Vasatlık, atlanmayan sınıf.

28.  Bilimsel reçete sunmaz, felsefeyi bilimsellikten kurtarır isterse. Bize önerdiği şu ya da bu kavram, kuram, yöntem, bilimsel reçete olmadığı gibi, bir de kendini “araştırmacı ve bir tür düşünce ustası” olarak göstermiyor mu? Anarşik monologun, didaktik, yetkili ve yetkeci biçemi yok ama şiiri kullanmaktan, ona acı vermekten ve karşı çıkmaktan geri kalmıyor. Bilmiyor ki şiir, gerektiğinde kendisine karşı düşünmeye davettir de. Şiir ile kendisi arasındaki anarşik bağdaşmasızlığın gün ışığına çıkması deneyimini atlıyor hep. Şiir, geriye çekilmekten çok, bir yarığı, dağılmayı belirtir. Anarşizmin doğasında da bu yok mudur?

29. Şiiri, akılsallık işleyişiyle yormaz. Kesişen çatışmalarla, kapsayıcı otoriteyle bütünleşmiş ne varsa, bunların içinde, siyasal, dinsel, estetik ve entelektüel “yaşam düzenleri” olsa bile şiir dışındadır. Şiir, çatışma ve rekabet mekânı değildir. Onu, akılsallık işlemcisi olarak görenler de yanılırlar. Kinetik bir bilme, toplumsal eyleyici olmamıştır hiçbir dönemde. Şiir, önceden tanır; olanı şimdiki hâlde okur. Tortulaşmış durum olarak görülmemelidir bu.

30. Kendini asla övmez. Şiirde, entelektüel kendini beğenmişlikler piyasası varedilmiştir. Yükseklik sarhoşluğu ile cesaretsizlik arasında kendi rolünü arayan müjdeci şövalyeler, boş marifetlilik, verimsiz bir heyecanla, yüce kutsallıklar oluşturmuş, kitlesel yeminlerle şiir kamuoyunu harekete geçirmeye çalışmışlardır. Aldatıcı kitlesel sarhoşluk şiire yedirilmiştir.

31. Eklektik derleme fragmanlarını, şiir diye piyasaya sürmez. Şiir, kendinden kaçış ve kendini imha projesinin bizzat bağrında varlığını sürdürür.

32. Öykü ayartmaz. Öykü ayartıcı şairlerin emirleri, bir düzenin peşrevi, provası ya da vaadi gibi görünüyor aslında. Emirlerini, güya eleştiri gibi yutturmaya çalışanlar, kaba bir sepette, derme çatma platformlarda, gevşek iş yaptıklarının görünmediğini sanıyorlar. Nasıl ki, “Zihin, kendisini korktuğu nesneyi üretmeye zorlar”, kimi şairler de, hikmet parçacıkları ışıltıyla yüzüyormuş gibi, sanki kendileri büyük şiirin korusuymuş gibi, ağır ve ikircikli bozuk dolmalarını gençlere yedirmeye kalkıyor. Köy kahvelerindeki demagoji tuluatçılığıdır bu! Hele de bu şairler, sürüp gitmeyi, daima olmayı arzulamanın sürekli vedalaşmak olduğunu kabullenmiyorlar.

33. Şiirde öyküyü yığmaz. İkibinli yıllardaki şiirde, sürekli büyüyen hareketsiz ve işlevsiz dolgularla adeta ölü öyküyü algılamamız, post-endüstriyel boş arazilerde gezinmediğimizden, yadırganabilir. Şiir, sahte- entelektüel gevezelikler değildir. Bir kez daha tekrarlayalım: “Şiirin öyküyle eşleşmesi, melez bir tür yaratır ki buna şiir diyemeyiz.”  Şiir, ıslah edilemezdir.  Zıvanadan çıkmış öykü-şiir birlikteliğini yığan şairler, onursuz doğasından komik birkaç gerçek püskürten dağlara benzemiyor mu? Benziyor! Kutsal Orgiler’le fantazmatik ve travmatik olgunun hikâyesini, hayalet- eki şiir gibi gösterme modası, kendi libidosundan parslar üfürenlerin bağımlılığı olsa gerek…

34. Herşeyi şiir olarak kabullenmez. (Pedagojik ve terapik yönelimlerle “her şeyi söyleme” hastalığına şiir denildi. Şiire müdahale yönteminin epistemolojik bağlamını oluşturan şey, sosyolojik müdahale olasılığının apolitik koşulları değil miydi? Epistemolojik davul tozuyla buyruğun şiiri de yazıldı; sanki şiir astrolojiyle aynı yöntemleri kullanıyordu ve bu bilimin yıldızsal etkiler hakkında elde ettiklerine şiir de imkân tanıyordu… Liberal fikirlerle flört ederek dizginleri devlete özgü bilinçaltıyla toplumsal imgelem yaratılacağı kanısı baskındı. Toplumsal bilginin yadsınması olarak kurumlaşmış bilginin zaferiydi bu. Toplumsal siparişin ve talebin analizi gibi gösterilmek istendi şiir…  Oysa şiir, oynamaya gelemeyecek kadar tehlikeliydi!)

35. Gerçeğin, ussalın, cinselin ve büyüme krizinin orjisini şiir olarak görmez. (Orji ve özgürleşme similasyonu şiiri hızlandırıyor gibi görünse de, değerler alanında devrim yoktur; değerler birbirine dolanıp kendi üzerlerine katlanır.)

36. Toplumsal ve duygusal çirkini göklere çıkarmaz.- (popüler sanat ya da güruh sanatı)  estetiği saptıran sömürü uygulamaları olarak görülebilir. Estetiğin umutsuz dönemi olarak da algılanmalı mı bu durum? Nihilist kayıtsızlık örneği abartıldıkça, ikibinli yılların başlarındaki yaratıcılığın yozlaştırılmasının önü açılmış olur. Örneğin şiirde kadın bedeni tuhaf bir erotik ya da hasar görmüş makineydi; kadın bedenine zarar verilmeliydi. Arzuların günah keçisi kadın olarak gösterilmek isteniyordu; şair, içindeki o dev cinsel hayvanın üstesinden gelebilmek için şiire yardım ediyordu güya. Cinsel dürtülerin düşünsel etkinlik kılıfına yedirilmesi başarılı şiirler olarak kabulleniliyordu. Nefretin erotik biçimi şiirdi sanki. Estetikten yoksunluğun, kullanışsızlığın ve aklanamaz olanın doruğuna ulaştı şair. Talancı bir merak ve gündelik şeylere eleştirellikten yoksun bağımlılık doruğa ulaşmıştı ki, şiiri sıradan bir günlük olgu haline getirmişti de… Sosyolojiciliğin himayesi altında, ‘toplumsal gerçeklik’ adı altında gündelik bayağılıklar, sıradan davranışlar, medyanın veya okuma yazması olmayanların dili kural haline getirilmek isteniyordu belki de…-

37. Türkçeyi olumsuzlamaz. Şairin, dili olumsuzlama yoluyla değil, ama dilin içkin olarak kusursuzlaştırma yoluyla dilbilimsel belirliliğinde dilden bağımsızlaşması gerekirken, dili cebirleştirme, sözcükler yerine uzlaşımsal göstergeleri kullanarak kısaltmalara girme işine girmesi affedilemez.. Fiziko- matematik bakış açısıyla estetik empati kuracağım diye dili, mizahi- parodik tonlarla formülleştirmeye kalkmak, şiire vardırmıyordu yazarını…

38. Sanalı redder. Sanal gerçeklik üzerine kurulu bilgilendirme ve çözümleme şiire yıkılmak istense de, şiirin dünyayı tek bütünsel gerçeklik şemsiyesinin altına alınamayacağı kesindir; şairin küresel gücün dünya toplumları üzerindeki denetimleri ve baskısı dikkatini çekerse elbette… yine de şiir kendine uygun kıyafetini seçecektir, şairine rağmen. Şiir, şairin kazıdığı çukura düşmez diyebiliriz… Ama imgeye karşı bir saldırı söz konusu değil midir? Bilgisayar aracılığıyla gerçekleştirilen imgeler, kendisine söyletilmek istenen şeyin ablukası altında kalmıştır imge, dijital ve sayısal üretim, imgenin teknik programlama sürecine sokulması, imgeyi saldırıya uğratan etmenlerden sayılabilir. Evet, imge saldırıdadır, bu saldırının izleri yazılagelen günümüz şiirlerinde açıkça görülmektedir.

39. Şiir diyeti yapar. Şiirle, entelektüel flört yapmaz.

40. Şiir gurmesi olmak zorundadırlar.

0 Yorum

Yorum Yaz

DUVAR

DUVAR

Ziyaretçi Defteri

  • Hiç İşte / 25 Mart 2019:
    Merhabalar, Hiç İşte olarak mesajlarınızı bekliyoruz. »

bizi takip et

INSTAGRAM