6 Nisan, 2020

“evlerden uzak kekre umutla

ne demeli duvara yaslı sarmaşığa

göğün entarisini yırtıp

yabanda filiz sesiyle

zak(kum)una kül mü bırakmalı”

         Onbin yıllık sınıflı toplum tarihinde yanmış yıkılmış kadın, küllerinin altından temizlenerek çıkma çabası içinde yer aldıkça, mevcut kadın hareketinin birçoğu kadın sorununa özellikle ideolojik açıdan cesur radikal eleştirisel bir bakışı getirmekten çok uzak. Sorun, ya dar açıyla feminist bakışa ya da ekonomik boyutuyla dar, yan bir uğraş olarak kalıyor.

        Kadının barış ve demokrasiyi geliştirmede rolünün kavranması için cins bilincinin süre gelenden farklı gelişmesi şart. Oluşturulan tüm sistemlerde şiddete en fazla maruz kalmış kesim olarak kadının egemenlikli sistemi değiştirmek için gerekçeleri çok daha fazladır. Çünkü barış kadının işidir.

        Kadınlığın cins olgusu olmaktan çıkarılıp topluma hizmet eder hal alması çok önemlidir. Kadın vakıfları, dernekler,  bilim kuruluşları, çalışma atölyeleri, çevre dernekleri, sivil toplum örgütleri, demokratik siyasetin gelişmesinde nasıl en fazla katkısı olan güçlerse kadınla ilgili bu sorumluluğu da üstlenmelidirler. Kadına dayalı aydınlanma bütün aydınlanmaların en değerlisidir. Kadının eğitimle bilinçlendirilmesi bu temelde kendini yeniden yaratması dışına itildiği bütün yaşam alanlarına yeniden ve daha güçlü kimlikle katılması demektir.

        Dünyanın bu günkü gerçeğinde ekonomiden kültür ve sanata politikadan yönetime kadar her alanda kadın yaşamın dışına itilmiştir, itilmektedir.

 “Kadın doğulmaz kadın olunur” der Simon de Bovier. Çocuğun daha anne karnında başlayan ayrımını düşünürsek, doğumla başlayan süreçte kadına rolleri ezberletilir. Hedefler ruhuna, mutlak ve insanlığın değişmez yasası olarak benimsetilir.                 

      Oysa ilkel dönemde kadın eşit ve özgürdür. Bu günkü anlamda bir kimliğin karşıtlığı değil o insanın dişisidir hepsi o kadar. Bağımlılığı ve kısıtlılığı sadece doğaya aittir.

      Özel mülkiyet kadını ev kölesi yaparken kapitalist üretim ilişkilerinin toplum yaşamına egemen olmasıyla kadın yenilenir, dünyaya açılır ne var ki özgürleşemez. Yetişkin gerçekliğini göğüslemekten aciz binlerce kadın var. Her şey yetişme tarzlarında.

      Burada yıllarca bir başkasının parçası olacağı ölene kadarda mutlu evlilikle korunacağı söylenen kadın çocukluktan beri sağlıksız ölçüde bağımlı olmaya özendiriliyor.

       Artık büyüyüp daha güçlü olduğunu düşünmeyi tercih ettiği birisinin kanatları altında gizlenmekten vazgeçmeyi kocaların ya da ailelerin veya öğretmenlerin değerlendirmelerine değil kendi değerlendirmeleriyle kararlar almaya başlamaları gerekir.  

      Bu yoldaki beklentilerinde ki kararlılığın sonuca ulaşması önce kendilerine karşı dürüst olmayı gerektirir. Erkeklerde öz yeterliliği bahşeden doğa değil eğitimdir. Doğdukları günden itibaren bağımsızlık için eğitilir. Sanki anne sütüyle içlerine  yansıtılan masal, yaşamın mesajıdır.

Kadın okula işe seyahate gidebilir hatta iyi para kazanabilir ama bunun altında bağımsızlığı konusunda duygularıyla ilişkin hep sonlu bir özellik yatar. Simone de Beauvoir’in ustaca gözlediği kadınlar içtenlikli varoluşa soyunmanın içerdiği gerilimden kaçınmak için boyun eğmeci bir rolü benimsemektedir.

      Kendilerini bağımlı engellenmiş hisseden kadınlar bağımsızlığı özleyen ama sonuçlarından korkan kadınlar. Ayrıca kız çocuğuna ilişkin korkular onda koruma eğilimini( daha doğrusu saplantısını) güçlendiriyor. “özgüven düşüklüğü bir çok kız çocuğunun vebasıdır” der.

      Korkuları özgürleşme çabasında onları felç ediyor. Bize çok hassas çok kırılgan korunmamız gereken cins olduğumuz öğretildi. Sinderella gibi bugünün kadını da hala dışarıdan bir şeylerin kendi yaşamlarını dönüştürmesini istiyor.

      Kapitalizm geliştikçe kadın bedeni ve ruhu dahası ona ait ne varsa parça parça kapitalist pazarın anaforunda metalaştı. Kadının verdiği eşitlik mücadelesinde yeni ufuklar açılsa da kadın cinsine kurtuluşu getirmedi. Ucuz işgal gücü olmaya devam ediyor.

İşsizlikte doğurganlık özellikleri ya da fiziksel yapıları nedeniyle en fazla onların başı dertte.

      Açlık sefalet hastalık en çok kadınları tehdit ediyor. Kadına yönelik aile içi ve dışı şiddet cinsel taciz ve tecavüz giderek azalmayıp artıyor.

      Küçük yaşta boğun eğiciliğe, teslimiyetçiliğe bırakılırken özel mülkiyete dayalı toplumlarda mülk ; erkekse sahip. ev sığınak , ev işleri de kadının öz işidir. Ev yönetimi kurumsal niteliğini yitirmiş özel hizmet alanıdır. Dış dünyadan kopup evin dört duvarı arasında sıkışan kadın ürettiğinin karşılığını alamayan aile içi hizmetçi konumunda.    

      Çekirdek ailede de bu durum farklı değil, şehirli olmakla da değişmiyor. Yine Beauvoir kıla kırk yaran ve bitmek bilmeyen işleriyle ev kadınlığı, kadına sadomazoşist bir şekilde kendinden kaçma fırsatı veriyor der.

      Yeni dünya düzeninin yükselen değerlerine rağmen din bu geleneklerin sürdürülmesinde kolaylaştırıcılık sağlıyor. Kadın gelenek ve değer yargılarının zırhı içinde korunmaya alınırken içinden çıkılmaz bir cendereye sokuluyor.

      Ekonomik bağımsızlığını kazanmış dahi olsa erkeğin tapulu mülkü olmaktan çıkamayıp her erkeğe göre ayrı bir tanımla niteleniyor.

      Kadının kendisine ait namusu yoktur da sanki onun koruyucusu babası erkek kardeşi ağabeyi ya da eşidir. Namus ve töre cinayetleri özel mülkiyete dayalı toplumsal ilişki ürünleridir. Kadının ikincilleştirilmesi ötekileştirilmesinden başka bir durum değildir.

      Kadına cinsel kimliğinden önce insan olarak bakılmalıdır ve namus anlayışı sadece beyinle ilgilidir.

      Ataerkil düzende kadınlar rekabetle de parçalanmıştır. Kadın hakkındaki en acımasız yargıyı yine kadınlar veriyor bu öğretilmiş kadınlık davranışının başka boyutu. Kadın çoğunluğu erkeğin seçici kadının seçilen olduğu düşüncesiyle şekilli.

      Kadınlar ancak  kapitalizme ve erkek egemen sisteme karşı örgütlü mücadele etmekle bilinç sıçraması yaratırlar. Eşit bir ilişkinin temelinde paylaşım vardır. Kadın sorunlarına toplumsal açıdan bakıp çözüm üretmek gerekir.

      Özgürlüğe uyanan kadınlarda coşkusal hareketlilik,  hedeflere ulaşma konusunda atacakları adımlarda kararlılık vardır. Yaşamın inişli çıkışının ritmine kendini bırakmaz  inatla yaşama sarılır .

      Öğrendiğim bir şey varsa özgürlük ve bağımsızlığın toplumdan ya da erkeklerden alınamayacağı, sadece yoğun emekler sonucu içeriden gelişebileceğidir. Buna başarmada kendini emniyette hissetmesi için kelepçe gibi kullandığı her türlü bağımlılıktan vazgeçmekle işe başlanmalıdır. Kendisine inanan kadın yetenekleri dışındaki hayallerle kendini aptal yerine koymaz zor işlerden çekilmez, gerçekçidir, ayakları yerdedir, kendini sever, kendini seven başkasını da sever.

      Duygusal olmayan ya da duygularını yöneten, yönünü belirleyen, toplumsallaşan kadın özgürdür, özgürleştirir.

Dilruba Nuray Erenler 

Kaynaklar

  • Sindrella  Kompleksi – çağdaş kadında bağımsızlık korkusu – Colette Dowling
  • Biz devrimci kadınlar- Elif Karatekin

0 Yorum

Yorum Yaz

DUVAR

DUVAR

Ziyaretçi Defteri

  • Hiç İşte / 25 Mart 2019:
    Merhabalar, Hiç İşte olarak mesajlarınızı bekliyoruz. »

bizi takip et

INSTAGRAM